Masal nedir anlamı tanımı kısa masal örnekleri

Masal; nesirle söylenmiş, dinsel ve büyülü inanışlardan ve törelerden bağımsız, tamamıyla hayal ürünü, gerçekle ilgisiz ve anlattıklarında inandırmak iddası olmayan kısa bîr anlatı diye tanımlanır. (Pertev Naili Boratav) Düzyazı türlerin­de söylenmiş, dinsel ve büyüsel inançlardan ve törelerden bağımsız, bütünüyle düş ürünü olan, gerçeklerle ilgisi bulun­mayan, olağanüstü kişi olay ve motiflerle bezenmiş kısa, bir çoğu anonim anlatı türüdür. Masalların en önemli özelliği; üslup ve anlatım bakımından sade olmalarıdır, hayvan ma­salları buna bir örnektir.

 

Tembel Kız

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde; pireler berber develer tellal iken ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken bir karı koca varmış.Bu karı kocanın bir kızı olmuş. Kız el bebek gül bebek büyütülmüş ama hiç iş öğrenememiş.Bunun için adına Tembel Kız denilmiş.Bu kız o kadar tembelmiş ki yerinden kalkmaya üşeniyormuş.Anası babası ona bir gelberi yaptırmış.Kız da oturduğu yerden işini gelberiyle yapıyormuş.Kızının evlilik çağı gelmiş.Anası babası kızı bir avcıyla evlendirmiş.

Avcı ava gitmiş bir ördek vurmuş.Eve gelmiş ördeği temizlemiş ateşe koymuş.Tekrar ava gitmek üzere hazırlanmış karısına ateşe ördeği koydum yanmasın bak demiş. Tembel Kız olur demiş demiş ama yerinden bile kalkmamış.Aradan uzunca bir zaman geçmiş.Dilenci eve gelmiş.Tembel Kıza hanımcığım Allah rızası için bir dilim ekmek demiş.Tembel Kız da yan tarafta mutfak geç al cevabını vermiş.Dilenci mutfağa girmiş.

Bakmış ocakta ördek kaynıyor almış ördeği torbasına koymuş tencerenin içine de ayaklarındaki pis çarıkları… Gelmiş Tembel Kız’ın yanına.Bak hanımcığım demiş ekmeği aldım Allah razı olsun. Şimdi sana bir türkü söyleyeyim de ben gideyim.Türküyü şöyle söylemiş;Senin gaga benim torba içinde Benim çarık senin çorba içinde Sen yat kaba yatak yorgan içinde Ben yiyecem gagayı orman içinde.

Dilenci türküyü böyle söylemiş çekip gitmiş. Aradan bir zaman geçmiş kızın avcı kocası gelmiş.Karısına ördek pişti mi? Demiş.Karısı olan biteni anlatmış bak bana bir de türkü söyledi sana deyiverem demiş türküyü söylemiş.O zaman avcı kocası durumu anlamış karısına kızıp azarlamış.Ondan sonra Tembel Kız tembelliği bırakmış.Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine.

 

Kurabiye Çocuk

Bir zamanlar yemyeşil bir köy vardı. Bu köyde yaşlı bir karı koca yaşardı.

Bir gün yaşlı kadın kocasına sürpriz yapmak istedi. Doğru mutfağa girip güzel bir kurabiye hazırladı. Bu kurabiye oldukça büyük ve çocuk şeklindeydi. Üzümden gözleri, pembe şekerden şapkası vardı.

Yaşlı kadın kurabiyeyi tepsiye koydu, sonra da fırında pişirdi.

Yaşlı adam mis gibi kurabiye kokusunu duyunca doğru mutfağa koştu. O sırada kadın fırının kapağını açtı.

Bir de ne görsünler? Kurabiye çocuk canlanıp ayağa kalkmaz mı?

Yaşlı adamla yaşlı kadın durmadan “Dur” diye bağırıyorlardı. Ama kurabiye çocuk koşuyor, çimenlerin üstünde zıplıyordu. Bir yandan da şarkı söylüyordu.

– Ben kurabiye çocuğum. Koşar, oynar, zıplarım. Lay, lay, lay.

Yaşlı karı koca bağıra dursunlar, kurabiye çocuk hiç durmadan saatlerce koştu.

Akşam oldu. Yaşlı kadın ile yaşlı adam olanlara bir türlü akıl erdiremezken kapı iki kere çaldı.

Kurabiye çocuk geri dönmüştü. İkisi de buna çok sevindiler. Kurabiye çocuğu yememeye karar verip “Sen bizim torunumuz ol” dediler.

Hep beraber mutluluk içinde yaşadılar.

CİMRİ

Bir zamanlar cimri bir adam yaşarmış. Öyle cimriymiş ki bütün mallarını altınla değiştirmiş. Bir çuval altını olunca da gidip bir ağacın dibine gömmüş.

Gelgelelim aklı hep altınlarındaymış. Onları düşünmekten gözüne uyku girmez olmuş. Yemeden içmeden kesilmiş. Gece gündüz demez, aklına estiği zaman gider, toprağı kazarmış. Sonra altınlarını bir bir sayarmış.

Rastlantı bu ya. Oradan geçen biri olanları uzaktan görmüş. Bakmış ki bu iş her gün tekrarlanıyor, durumu hemen anlamış.

“Bu adam cimrinin biri” diye düşünmüş.

Bir zaman sonra bizim cimri yine toprağı kazmış. Kazmış ama altınlar yerinde yok! Ne yapsın? Başlamış dövünmeye, çırpınmaya.

Uzun zamandır cimriyi gözleyen adam dayanamamış.

“Ne var? Ne oldu da böyle ağlıyorsun?” diye sormuş.

Cimri cevap vermiş:

– Daha ne olsun? Altınlarım yok olmuş. Hepsi çalınmış!

Olan biteni bilen adam:

– Altının ha varmış ha yokmuş. Harcayıp yemedikten sonra bir taş al, altın yerine onu göm. Senin için hiç fark etmez, demiş.

YİĞİT İLE BABASI

Bir zamanlar yaşlı bir adamcağızın bir tek oğlu varmış. Bu oğlan yiğit mi yiğitmiş. Gözü hiçbir şeyden yılmazmış. Ava çıkmayı da çok severmiş.

Günlerden bir gün delikanlı ormana avlanmaya gitmiş. Gitmiş ama yaşlı babasının içine bir ateştir düşmüş. Bütün gün “Ya aslanın biri oğlumu parçalarsa?” diye düşünmüş durmuş.

Akşam olmuş; genç yiğit avdan dönmüş. Yaşlı adam kuşkularını oğluna anlatmış.

– Seni arslan parçalayacak diye çok korkuyorum. Ava çıkmanı istemiyorum, demiş.

Delikanlı ne kadar karşı çıksa da yaşlı adam büyük bir ev yaptırıp oğlunu oraya kapamış. Oğlan ne bir daha dışarı çıkabilmiş, ne de ava gidebilmiş.

Adam oğlunun canı sıkılmasın diye evin bütün duvarlarını hayvan resimleriyle donatmış.

Zavallı delikanlı çaresiz, bu resimlere bakar avunurmuş.

Bir gün arslan resminin önünde durmuş; eski günleri düşünmüş. Arslan resmine bakıp “Senin yüzünden eve kapatıldım. Hiçbir yere çıkamıyorum. Ne yapsam da senden öcümü alsam?” demiş. Aynı anda da arslanın gözüne bir yumruk atmış.

Ama duvardaki bir çivi eline batmış; canı çok acımış.

Ertesi gün delikanlının eli şişmiş. Ateşlenip yataklara düşmüş. Zavallı o günden sonra bir türlü iyi olamamış. Sonunda da ölmüş.

Babası yaptığı hatayı anlamış.

– Ne yaptım da kadere karşı çıktım? Oğlumu gerçek arslandan korudum; bir arslan resmine yenik düştüm, demiş.

Demiş ama iş işten geçmiş

GEYİK İLE KAPLAN

Geyiğin biri ormanda geziniyormuş. Çok susamış; derenin başına gitmiş. Suya başını daldırınca bir de ne görsün?

Boynuzları çok gösterişli, bacakları ise incecik bir geyikmiş. Koca koca boynuzları hoşuna gitmiş, ama bacaklarını hiç mi hiç beğenmemiş.

Geyik boynuzları ile böbürlenip bacaklarıyla yerinirken arkasında bir kaplan belirmiş.

Kaplan geyiği parçalamak için atılmış. Geyik bu ya; o incecik bacaklarıyla hızla koşup uzaklaşmış.

Uzaklaşmış ama boynuzları bir dala takılınca olduğu yerde kalakalmış. Kaplan da yetişip hemen onu yakalamış.

Beğenmediği bacakları ona iyilik ederken çok güvendiği boynuzları kötülük etmiş.

Zavallı geyik oracıkta ölmüş.

Yorumunuz için teşekkürler