Han Duvarları(Faruk Nafiz Çamlıbel) kitap özeti

HAN DUVARLARI

1969′da yayınlanan Han Duvarları ile, Faruk Nafiz Çamlıbel Anadolu’dan ses getiren şairler arasında yerini almıştır. Bu eserle İstanbullu aydın ilk defa haşin Anadolu tabiatı ve insanı ile karşılaşmıştır. Şiirde Anadolu manzarası bütün ay­rıntılarıyla şairin bakış açısıyla ortaya serilir.

Han Duvarları Şiir Kitabından Seçmeler:

HAN DUVARLARI

Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı, Güneşli bir

havada yaylımız yola çıktı… Ben gurbetten gurbete

giden yolun üstünde Ben üç mevsim değişmiş

görüyordum üç günde. Uzun bir yolculuktan sonra

İncesu’daydık, Bir handa, yorgun argın, tatlı bir

uykudaydık. Gün doğarken bir ölüm ru’yasıyle

uyandım! Baş ucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!

Garibim, namıma Kerem diyorlar

Aslı’mı el almış harem diyorlar

Hastayım derdime verem diyorlar

Maraşlı Şeyhoğlu Satılmışım ben.

Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında, Korkarım,

yaya kaldın bu gurbet çıkmazında. Ey Maraşlı

Şeyhoğlu, evliyalar adağı! Bahtına lanet olsun

aşmadmsa bu dağı. Az değildir, varmadan senin

gibi yurduna, Post verenler yabanın hayduduna,

kurduna! Arabamız tutarken Erciyeş’in

yolunu: ‘Hancı, dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu’nu?’

Gözleri uzun uzun burkulu kaldı bende, Dedi.

– Hana sağ indi, ölü çıktı geçende!

Yaşaran gözlerimde her şey artık değişti,

Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti…

Gönlümü Maraşlınm yaktı kara haberi. Aradan

yıllar geçti, işte o günden beri

Ne zaman yolda bir hana rastlasam irkilirim.

Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim, Ey

köyleri hududa bağlayan yaslı yollar,

Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar! Ey

garip çizgilerle dolu han duvarları, Ey hanların

gönlümü sızlatan duvarları…

ÇOBAN ÇEŞMESİ

Derinden derine ırmaklar ağlar,

Uzaktan uzağa çoban çeşmesi.

Ey suyun sesinden anlayan bağlar,

Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi?

Gönlünü Şirinin aşkı sarınca Yol

almış hayatın ufuklarınca, O hızla

dağlan Ferhat yarınca Başlamış

akmağa çoban çeşmesi…

O zaman başından aşkındı derdi,

Mermeri oyardı, taşı delerdi.

Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi,

Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi!

Vefasız Aslı’ya yol gösteren bu,

Kerem’in sazına cevap veren bu,

Kuruyan gözlere yaş gönderen bu…

Sızmadı toprağa çoban çeşmesi.

Leyla gelin oldu, Mecnun mezarda

Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda.

Ateşten kızaran bir gül arar da

Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi.

Ne şair yaş döker, ne âşık ağlar,

Tarihe karıştı eski sevdalar:

Beyhude seslenir, beyhude çağlar

Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi!

Yorumunuz için teşekkürler