En güzel Masal örnekleri 8-13

Masal örnekleri 8-13 en güzel uzun kısa, masallar anlamlı masallar, eğitici masallar klasik masallar

 

Masal 8   PEKMEZCİ ANNE

 

Bir tüccarın biricik bir kızı varmış. Adı Akçiçek’miş. Bir gün tüccar hacca gitmeye karar vermiş. Fakat kızına bakacak kimsesi yokmuş.

 

Akçiçek “Babacığım, sen merak etme. Eve bir senelik yiyecek koy, kapıyı da üzerimize taşla ördür. Sen gelinceye kadar ben dadımla evde kalırım” demiş.

 

Adam çaresiz kabul edip hacca gitmiş.

 

Akçiçek’in böyle evde kapalı kaldığını padişahın oğlu işitmiş. Bu kızı çok merak etmiş. Bir gün yaşlı kadın kıyafetine girerek yanına pekmez almış ve kızın örülü kapısına gitmiş.

 

– Pekmez satarım, gönüllere sevinç katarım, diye bağırmış.

 

Kız bu sözleri dinlemiş. Babası da pekmez almayı unutmuş. Yalnızlıktan da sıkılmaya başlamış. Kapının önüne gelip pekmezciye seslenmiş:

 

– Pekmezci anne! Çık damın üzerine. Pekmez sat; masal söyle bize, demiş.

 

Pekmezci anne kızın dediğini yapmış. Gönlünü de kıza kaptırmış. Akçiçek de onun masallarından çok hoşlanmış.

 

Artık her gün pekmezci anne geliyor, masal söylüyormuş. Akçiçek de ona kalbindeki arzuları anlatıyormuş. Babasına kavuşmak ve pekmezci anneden ayrılmamak en büyük arzusuymuş.

 

Nihayet babası hacdan dönmüş. Padişah adamı karşılayıp Akçiçek’i oğluna istemiş. Tüccar bu işe çok sevinmiş. Ama Akçiçek pekmezci anneden ayrılacağı için çok üzülmüş.

 

Düğün günü gelip çatmış. Şehzade gelin odasına girince Akçiçek’i ağlar bulmuş.

 

Sebebini sormuş.

 

Kız “Ben pekmezci anne olmadan yaşayamam” deyince şehzade “Bundan sonra hep onunla birlikte yaşayacaksın. Çünkü pekmezci anne bendim” demiş.

 

Akçiçek ile şehzade evlenip mutluluk içinde yaşamışlar.

 

 

Masal 9   KEDİLER SULTANI

 

Bir zamanlar yoksul bir kadın varmış. Bu kadıncağız o kadar yoksulmuş ki yiyecek yemeği bile yokmuş. Bir gece açlıktan ve soğuktan bir köşede uyuyup kalmış. Rüyasında aksakallı bir ihtiyar görmüş. İhtiyar, eğer kediler sultanını bulabilirse yoksulluktan kurtulacağını söylemiş.

 

Kadın o gün bu gündür kediler sultanını arayıp durmuş. Ama ne çare! Hangi kedinin yanına sokulup “Sen kediler sultanı mısın?” dese, kediler miyavlayıp kaçarlarmış.

 

Bir sabah kalıntı unlardan küçücük bir hamur açarken gözlerinden seller gibi yaşlar akmaya başlamış. “Allahım. Böyle yoksul ve muhtaç yaşamaktansa, yer yarılsa da içine girsem” diye yalvarmış.

 

O sırada yer yarılmış. Kadın içine girmiş. Geniş bir avluya düşmüş. Burada birçok kedi varmış. Kediler yemek pişiriyorlarmış.

 

Kadın “Kediler sultanını biliyor musunuz?” diye sormuş.

 

Kediler hiç konuşmadan elleriyle yukarı katı göstermişler. Kadın yukarı çıkmış. Orada birçok kedi temizlik yapıyormuş.

 

Kadın “Kediler sultanını nerede bulabilirim?” diye sorduğunda kediler “Yukarda” demişler.

 

Kadın bir kat daha çıkmış. Burada da birçok kedi çamaşır yıkıyormuş.

 

Kadıncağız “Ne olur, beni kediler sultanına götürün” demiş.

 

Kediler hep bir ağızdan “Yukarı çık” demişler. Kadın bir kat daha çıkmış. Kediler sultanı başında tacı, altın bir taht üzerinde oturuyormuş. Kediler sultanı yoksul kadına bir torba uzatmış.

 

Tavan yarılmış. Kadın yukarı çıkmış. Evine varınca da torbayı açmış. Torbanın içi ağzına kadar altın doluymuş. Kadın artık yoksulluktan kurtulmuş. Zengin olunca da bütün yoksullara yardım etmiş.

 

 

Masal 10   GÜRÜLTÜCÜ ÇOCUK

 

Gürültücü çocuğu hiç kimse sevmezdi. Çünkü o kadar gürültü yapardı ki yer yerinden oynardı. Hele yürürken çıkardığı sesler dayanılacak gibi değildi. O sokağa çıktığı zaman herkes evine koşar, kapıyı pencereyi sıkı sıkı örterdi.

 

Bir gün annesi gürültücü çocuğu ekmek almaya gönderdi.

 

Gürültücü doğru fırına gidip bağırdı:

 

– Bir tane ekmek istiyorum!

 

Öyle bağırdı ki arabasında uyumakta olan minik bebek ağlamaya başladı. Bebeğin annesi gürültücüye dönerek “Ne düşüncesiz çocuksun! Biraz yavaş konuşamaz mısın sen?” diye söylendi. Ama bizim gürültücü çocuk hiç akıllanmadı. Eve dönerken başladı gülmeye. Kahkahaları her yeri çınlatıyordu.

 

Pencereden genç bir hanım başını uzatıp gürültücüye seslendi:

 

– Neden bu kadar hızlı gülüyorsun? Çocuğum hasta ve başı çok ağrıyor. Sesin onu rahatsız etti. Haydi, git buradan!

 

Gürültücü çocuk daha da çok gülmeye, gümbür gümbür sesler çıkarmaya başladı.

 

Artık ona bir ders vermenin zamanı gelmişti. Bütün mahalle halkı toplanıp konuştular.

 

Ertesi gün gürültücü çocuk ekmek almak için fırına girdi. Her zamanki gibi bağırmaya başladı:

 

– Bir tane ekmek istiyorum.

 

Ama fırıncı hiç oralı olmadı; duymamış gibi davrandı. Gürültücü çocuk daha da bağırdı:

 

– Bir tane ekmek istiyorum dedim!

 

Fırıncı yine ses çıkarmadı.

 

Gürültücü çocuk çaresiz fırından çıktı.

 

Yürürken “takır tukur”sesler çıkarıyor, ıslık çalıyordu.

 

Evin önünden geçerken biri pencereyi açtı ve gürültücü çocuğun başına bir kova soğuk su döktü. Gürültücü titremekten hiç ses çıkaramaz oldu.

 

Sonra doğruca evine gidip olanları düşündü. Çevresine ne kadar saygısızca davrandığını anladı.

 

O gün bu gündür gürültücü çocuk bir daha hiç gürültü yapmadı.

 

 

Masal 11   MUTSUZ ÇOCUK

 

Mutsuz çocuk çok mutsuzdu. Niye mi? Çünkü hiçbir şey onu mutlu edemiyordu. Ailesi doğum gününde ona hediyeler aldı. Çeşit çeşit oyuncaklar, rengârenk giysiler. Ama mutsuz çocuk hiç sevinmedi. Onlara bir teşekkür bile etmedi.

 

Annesi sevdiği yemeklerden, pastalardan yaptı. Babası kumbarasına atması için para verdi. Mutsuz çocuk yine mutlu olmadı.

 

Bir gün okula giderken ağlayan bir çocuk gördü. Yanına yaklaşıp sordu:

 

– Neden ağlıyorsun?

 

Çocuğun üstü başı yırtık içindeydi. Ağlayarak cevap verdi:

 

– Karnım çok aç. Hiç kimsem yok. Ailem de yok.

 

Mutsuz çocuk ona çok acıdı. “Gel benimle” diyerek evine götürdü.

 

Mutsuz çocuğun ailesi ağlayan çocuğa çok iyi davrandı.

 

Anne onu yıkayıp saçlarını taradı. Mutsuz çocuğun giysilerinden giydirdi. Hazırladığı yiyeceklerden yedirdi. Baba para verdi.

 

Mutsuz çocuk da oyuncaklarıyla oynamasına izin verdi.

 

Zavallı çocuk o kadar çok sevindi ki üzüntüsünü unuttu. Ağlamayı kesti. Mutsuz çocuğa “Ne kadar şanslı bir çocuksun! Güzel bir evin, iyi bir ailen, giysilerin, oyuncakların, yiyeceğin var. Her halde sen çok mutlu bir çocuk olmalısın” dedi.

 

Mutsuz çocuk onun bu sözlerinden nelere sahip olduğunu ve nankörlük ettiğini anladı; çok utandı.

 

O günden sonra hiç mutsuz olmadı

 

 

Masal 12   KÜÇÜK YALANCI

 

Durmadan yalan söyleyen bir çocuk vardı. Bu yüzden onu hiç kimse sevmezdi. Ondan söz edilecek olsa “Şu yalancı çocuk mu? Hani hep yalan söyleyen?” derlerdi.

 

Böyle yalancı tanınmak çok kötü şey. Çünkü arada bir doğru söyleyecek olsanız bile kimse size inanmaz. İşte bizim küçük yalancının başına da böyle bir felaket geldi.

 

Bir gün annesi küçük yalancıyı evde bırakıp çarşıya gitti. Giderken de sıkı sıkı tembih etti:

 

– Aman yavrum, sakın yaramazlık yapma! Ben dönünceye kadar uslu uslu otur, dedi.

 

Küçük yalancı uslu oturacağına söz verdi. Verdi ama hiç onun sözüne güvenilir mi?

 

Annesi kapıyı kapar kapamaz küçük yalancı kibritle oynamaya başladı. Kibriti yakıyor sonra üflüyor ve çok eğleniyordu. İşte ne olduysa o anda oldu ve perde tutuştu. Alev alev yanmaya başladı.

 

Küçük yalancı çok korktu. Hemen sokağa çıkıp “Koşun! Evimiz yanıyor! Yangın çıktı!” diye bağırmaya başladı.

 

Bağırdı çağırdı ama kimse ona inanmadı.

 

Komşular “Yine yalan söylüyorsun. Yalan söylemeye utanmıyor musun? Hadi oradan! Yalancı çocuk!”gibi sözler ettiler.

 

Yalancı çocuk “Bu kez doğru söylüyorum. Evimiz gerçekten yanıyor!” dediyse de boşuna uğraştı.

 

Bereket versin, annesi çarşıdan çabuk döndü de itfaiyeye haber verdi. Yangın hemen söndürüldü.

 

Bu olay küçük yalancıya iyi bir ders oldu. O günden beri hiç yalan söylemedi.

 

 

Masal 13   İBİŞ İLE MAVİŞ ŞEHİRDE

 

İbiş ile Maviş şehri gezmeye çıktılar. O gün hava çok güzeldi. Her yer mis gibi çiçek kokuyordu. Kuşlar, kelebekler hayatlarından çok memnundu. Dere boyu yürüdüler. Balıklar, kurbağalar berrak suda yüzüyorlar, sanki dans ediyorlardı.

 

İbiş ile Maviş el ele tutuştular. Bir ara durup papatya topladılar.

 

İbiş Maviş’e “Doğa ne kadar güzel, Maviş!” dedi.

 

Maviş İbiş’e “Evet. Doğa hem güzel hem de canlı. Onu yaşatmak, korumak bizim elimizde İbiş” diye yanıt verdi.

 

Uzun zaman bu güzellikler arasında dolaştılar.

 

Şehire iyice yaklaşmışlardı. İleride, yükselen büyük fabrika bacalarını gördüler. Bu bacalardan siyah dumanlar çıkıyordu.

 

Biraz önce mis gibi çiçek kokan hava şimdi duman kokuyordu. İbiş ile Maviş hemen öksürmeye başladılar.

 

Deniz kenarına geldiklerinde İbiş gözlerine inanamadı. Deniz kıyısına çöpler yığılmıştı! Bu çöpler çok kötü kokuyordu.

 

Maviş burnunu tıkadı ve “Öff! Çabuk buradan gidelim İbiş” dedi.

 

Şehir meydanına geldiler. Burada birçok satıcı vardı. Temiz giyimli bir çocuk mısır yiyordu. Çocuk mısır bittikten sonra koçanı yere attı. İbiş ile Maviş hemen onun yanına gidip ikaz ettiler. Az ötede duran çöp sepetini gösterdiler. Çocuk “Bana ne!” der gibi omuzlarını kaldırdı.

 

İbiş ile Maviş bu duruma çok üzüldüler.

 

Köprünün üzerinde yaşlı bir adam balık tutuyordu. İbiş ile Maviş adama yaklaştılar. Adam oltasını çekerken hepsi heyecanla beklediler. Ne yazık ki olta boş çıktı. Yaşlı adam başını iki yana salladı. “Burada balık yaşamıyor artık! Fabrikaların atıkları bu suları zehirliyor” dedi.

 

İbiş ile Maviş’in gözlerinden bir damla yaş süzüldü.

 

Sabah derede dans ederek yüzen balıkları düşündüler.

 

 

 

Yorumunuz için teşekkürler