Acıbadem’deki Köşk (Ahmet Hamdi Tanpınar)

Acıbadem’deki annemin dayısı Sani Bey’e ait olan köşkün hayatımda çok büyük etkisi, karakterimin oluşmasına katkısı vardır. Karı koca, birbirleriyle gayet uyumlu bir halde yaşıyorlar­dı.

Gerçi çocukluğumun ilk yıllarında, bu eve her gelişimde içimde bir ürperti taşırdım. Evdeki süsler, aynalar, beni tedirgin ederdi. Yalnız, bahçede bulunan atın yanına indiğimde bütün bu ürpertileri üzerimden atardım. At, herkesin sevgilisi idi. Yalnız kaldığında mahzunlaştığı için bütün işler onun yanında yapılırdı.

Yaşım biraz ilerleyince bu evin hayatımdaki rolü de beraber­ce değişti. Evin şekli ve yapılışı hakkında gezdikçe daha fazla bilgi sahibi oluyordum. Ev değil, bir labirentti. Bir odadan bir odaya, bir kapıdan diğer kapıya doğrudan geçmek mümkün de­ğildi. Mutlaka değişik bir odadan ve değişik bir kapıdan geçmek gerekiyordu. Hele dayımın atölyesi tam bir şenlikti. Burada eski­cilerden, hurdacılardan, mezatlardan toplanmış bir yığın değişik şekillerde demir parçaları, eşyalar bulunurdu. Dayım burada saatlerce çalışır, hiç kimse yanına girmeye cesaret edemezdi.

Büyük dayım tam bir İcat dehasıydı. Ona göre işleyen insan kafasının üç büyük gayesi vardı: İcat, ıslah (düzeltme) ve tadil (değişiklik). Bu üç kategori de birbiri ile iç içe geçmişlerdi.

Hele yapmış olduğu Hamam, onun dehasının eşsiz bir örne­ğiydi. Bu yasak bölgeyi hepimize gezdirdiğinde, ne kadar sevin­miş, ne kadar gülmüştük anlatamam.

Tasavvuftaki vahdet-i vücut İlkesini, fizik ve mekanik hayata nasıl uyguladığını anlatıyordu. Ona göre kâinatta her şey fonksiyon ve nitelik değiştirebilirdi. Bunun için sürekli çalışmak gerekiyordu. Bugün yapamadığın bir şey için üzülmeyecek, yapmak için sürekli çalışacaktın.

Sani Bey, gördüğüm insanlar içinde mutlu olmanın yolunu bilen tek adamdı ve dehasına olan inancı içinde, bütün boş çalış­malarına, ev halkını kuru tahtaya indiren israflarına, budalalıkla­rına, Öğüt kabul etmemesine rağmen, çok mesut öldü. Onu, kendi icat ettiği hamamda yarı yanmış olarak ölüm döşeğinde benim gibi seyredenlerden hiç kimsenin, yüzündeki derin sükunete ba­kıp da: “İşte vazifesini yaptığından hiçbir şüphesi olmayan adam!” diye düşünmemesi mümkün değildi.