Gafil avlamak (birini): Onu habersiz ve hazırlıksız olduğu bir sırada bastırmak, güç duruma düşürmek.

Gaf yapmak: Farkında olmadan yersiz bir davranışta bulunmak ya da bir kimseyi incitecek söz söylemek (Kars. Baltayı taşa vurmak, çam devirmek, pot kırmak.)

Gaipten haber vermek : Gelecekte neler olacağını söylemek, bilinme­yen âlemden haber vermek

Galebe çalmak: Üstünlük sağlamak, yenmek

Galeyana gelmek : Bir şeyden çok etkilenmek, heyecanlanıp coşmak

Galeyana getirmek (birini, bir topluluğu) ; Onu, o topluluğu etkileyip coşturmak.

Galip gelmek (çıkmak): Yenmek; üstün gelmek.

Garaz bağlamak (birine) :Ona karşı düşmanca duygular beslemek; kin beslemek (bağlamak).

Gargaraya getirmek : Gürültüye getirerek bir sözün, bir eylemin öne­mini, etkisini hafifletmek, dikkatten kaçırmak

Garibine gitmek: Garip bulmak, yadırgamak; acayibine gitmek, tuha­fına gitmek.

Garip gelmek: Garipsemek, yadırgamak; acayip gelmek, tuhaf gel­mek.

Gâvur etmek (bir şeyi): Onu işe yaramayacak duruma getirmek, zi­yan etmek, n

Gâvur eziyeti: Acımasız, zalimce davranış, güç; zahmetli iş.

Gâvur inadı: Önüne geçilemeyen inat; keçi inadı.

Gâvurluğu tutmak (gâvurluk etmek) : -1. İnsafsızca davranmaya baş­lamak -2. İnatlaşmak, inat etmek.

Gâvur olmak : Boş yere harcanmak, heder olmak.

Gâvur ölüsü gibi: Çok ağır ve hantal olan (şey).

Gayret dayıya düştü : “Söz konusu iş onu başarabilecek olana kaldı.” anlamında.

Gayya kuyusu : İşlerin karmakarışık, içinden çıkılmaz olduğu durum, ortam.

Gaza basmak: -1. Taşıtın hızını artırmak için gaz pedalına basmak. -2. Savuşmak, kaçmak; defolmak

Gazaba gelmek : Çok öfkelenmek

Gazaba uğramak: Bir kimsenin öfkesini üzerine çekmek.

Gebe bırakmak (birini): Onu borçlu duruma getirmek.

Gebe kalmak (birine) : Ona borçlu durumda olmak.

Gece gündüz : Her zaman, hiç ara vermeden, sürekli olarak.

Gece gündüz dememek : Vaktin uygun olup olmadığına bakmadan sürekli çalışmak.

Gece kuşu : Gece vakti gezmesini, iş görmesini seven, geceleri uyu­mayan (kimse).

Geceli gündüzlü : Gece gündüz, hiç ara vermeden, sürekli olarak.

Gece silahlı gündüz külahlı: Kendini iyi insan gibi gösteren, fakat sez­dirmeden kötü işler yapan (kimse).

Geceyi gündüze katmak : Gece gündüz durmaksızın çalışmak.

Geçer akçe : Herkesçe beğenilen şey için kullanılır.

Geçer not almak : Uygun bulunmak, beğenilmek.

Geçim dünyası: -1. Herkesle iyi geçinmek gerektiğini anlatmak için kullanılır. -2. “Herkes için en önemli konu geçimini sağlayacak yolu bulmasıdır.” anlamında kullanılır.

Geçim kapısı: Kazanan sağlandığı işyeri; ekmek kapısı.

Geçim yolu : Yaşamak İçin kazanç bulma yolları, çareleri.

Geçinip gitmek : -1. Yaşamını iyi kötü sağlayabilecek bir geliri olmak. -2. Başkalarıyla ilişkileri önemli sorun yaratmayacak düzeyde olmak.

Geçmiş ola : -1. “Geçmiş olsun.” -2. “Bu fırsatı bir daha ele geçiremez­sin. Yazık olur (oldu).” anlamında.

Geçmiş olsun : “Hastalığınız, geçirdiğiniz kaza ya da felaketin geçmiş olmasını, bir daha böyle üzüntülerle karşılaşmamanızı dilerim.” anla­mında.

Geçti Bor’un pazarı (sür eşeğini Niğde’ye): ‘Bu fırsatı kaçırdın, yeni bir fırsat aramaya koyul.” anlamında.

Geleceği varsa göreceği de var: “Yiğittik taslayıp kötülük yapmak için gelmeye niyeti varsa, buyursun gelsin, ona haddini bildiririz.” an­lamında tehdit yollu söylenir.

Gelen ağam, giden paşam : “Başa kim gelirse gelsin benim İçin fark etmez, ben kendi işime bakarım.” anlamında.

Gel gelelim : “Ne çare ki.” anlamında.

Gel keyfim gel: -1. “Genel olarak durumumdan oldukça memnu­num.” anlamında. -2. Durumu iyi olanlara gıpta yollu da söylenir.

Gel zaman git zaman : Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra.

Gemi aslanı: Gösterişli olan, fakat hiçbir İşe yaramayan (kimse).

Gemi azıya almak : Hiçbir şekilde söz dinlemez olmak, kural tanımamak.

Gem vurmak (birine) (duygularına) : -1. Onun taşkın, aşırı .davranış­larını önlemek, önleyecek girişimde bulunmak. -2. Duygularına ha­kim olmak.

Geri çevirmek (bir şeyi, birini): -1. Onu kabul etmemek. -2. Onu gel­diği yere göndermek.

Geriden geriye : -1. Uzaktan. -2. Gizlice.

Geri durmamak (bir şeyden) : O şeyi yapmaktan kaçınmamak. (Kars. Aşağı kalmamak.)

Geri hizmet: Kolay, yorucu olmayan görev.

Geri kafalı : Tutucu, gerici; yenilikler karşı çıkan, düşünce ve davranış­larıyla eskiye bağlı olan (kimse). (Kars. Eski kafalı.) , .

Geri kalmak : -1. Nitelik ve zaman yönünden geride bulunmak. -2. Benzerliklerinden daha az gelişmiş olmak.

Geri tepmek : Yapılan bir davranış benzer bir davranışla karşılanmak, ters etki göstermek.

Geyik muhabbeti: Yararsız anlamsız uzun konuşma, gevezelik.

Gezip tozmak : Gönlünün İsteğince gezmek.

Gıcık almak (kapmak) (bir şeyden, birinden) : Onun söz ve davra­nışlarından, kimi özelliklerinden hoşlanmamak; dahası sinirlenmek.

Gıcık olmak (birine, bir şeye) : Bir davranışa ya da bir kimseye sürek­li olarak sinirlenmek.

Gıcık tutmak : Boğazı gıcıklanmak.

Gıcık vermek : Birini kıskandıracak davranışlarda bulunmak.

Gıkı (bile) çıkmamak (gıkını bile çıkarmamak) : -1. Çok sessiz uslu durmak. -2. Baskı karşısında tek söz söylememek.

Gına gelmek (getirmek) (birine, bir şeyden): O şeyden bıkmak, usanmak.

Gırgır geçmek (biriyle) : -1. Onunla alay etmek. -2. Gevezelik etmek.

Gırgırında olmak (İşin) : O şeye gereken önemi vermemek, onu dik­kate almamak; eğlenmek, dalga geçmek.

Gırla gitmek : -1. Uzun sürmek. -2. Bol bol harcamak.

Gırtlağına basmak : Bir kimseye bir işi yaptırmak için baskı yapmak; boğazına basmak.

Gırtlağına kadar borcu olmak : Çok miktarda borcu olmak; boğazına kadar borca girmek.

Gırtlağına sarılmak : Kavga etmek, peşini bırakmamak; boğazına sarılmak.

Gırtlağından kesmek: Para biriktirmek için yiyeceğinden kısıntı yapmak; boğazından kesmek.

Gırtlak derdi: Geçim kavgası.

Gırtlak gırtlağa gelmek (biriyle) : Onunla kavgaya tutuşmak; boğaz boğaza gelmek.

Gibi gelmek (gibisine gelmek) : Sanısını uyandırmak, sanmak, (…) gi­bi görünmek.

Gidiş o gidiş : “Sözü edilen kimse gitti ve bir daha geri dönmedi.” an­lamında.

Girdisi çıktısı: -1. Birinin yakın ilgisi. -2. Bir şeyin ayrıntıları. -3. Gelir ve gideri.

Gitti gider: “Artık ele geçmemek üzere gitti.” anlamında.

Gizliden gizliye: Gizli olarak, çaktırmadan. (Kars. Alttan atta, el altın­dan, arkadan arkaya, içten içe.)

Gizli din taşımak: Din, inanç, görüş yönünden göründüğü gibi olma­mak.

Gizli kapaklı: Başkalarından saklanan, kimseye haber verilmeden ya-pttan (iş, konuşma).

Gizlisi kapaklısı olmamak : Başkalarından gizlenecek herhangi bir şe­yi olmamak.

Gizli tutmak (bir şeyi): Bir olayı, bir haberi hiç kimseye duyurma­mak, açıklamamak.

Göbeği beraber kesilmiş ; “Her’zaman onunla birliktedir, ondan hiç ayrılmaz.” anlamında.

Göbeği çatlamak: Bir işi başarmak için çok zorlanmak, uğraşmak.

Göbek adı : Çocuğun göbeğini keserken ebenin koyması âdet dan ad.

Göbek atmak : -1. Oynarken karnını yukarı doğru hareket ettirmek. -2.

Çok sevinmek.

Göbek bağlamak (salmak) : Göbeği sarkacak ölçüde şişmanlamak,göbeklenrnek.

Göğsü kabarmak (bir şeyden) : Ondan büyük övünç duymak, kıvan­mak.

Göğsünü gere gere : Övünerek, kendine güvenerek, kıvanç duyarak.

Göğüs geçirmek: Üzüntü nedeniyle derin derin nefes alıp vermek. (Kars. İçini çekmek.}

Göğüs germek (bir şeye) : Her türlü güçlüğe dayanmak, bilinçlice karşı koymak, direnmek.

Gök gözlü: -1. Göz rengi maviye çalan (kimse). -2. Gözleri bu renk olanların hainliğini belirtmek için kullanılır.

Göklere çıkarmak (birini) : Onun yaptıklarını, niteliklerini abartarak öv­mek, onu yüceltmek. (Kars. Övgüler düzmek.)

Gökte ararken yerde bulmak (bir şeyi, birini) : Ele geçirilmesi güç

sanılan bir şeyi, birini kolayca bulmak.

Gökten zembille mi indi? : “O kimsenin ne ayrıcalığı var ki başkaları­na tanınmayan haklar ona tanınıyor?” anlamında. Gölgede bırakmak (bir şey, bir şeyi) (biri, birini) : -1. Bir şey nitelik yönünden daha üstünolmak. -2. Bir kimseden daha başarılı olup de­ğerce ondan üst düzeyde olmak.

Gölge düşürmek (bir şeye) : Bir şeyin bilerek ya da bilmeyerek değe­rini azaltmak.

Gölge etmek : Rahatsız etmek, engel olmak. Gölgesinden korkmak : Kuruntulu olmak, tehlikesiz işlere girişmekten bile korkmak.

Gönfü bol: Cömert, eli açık (kimse). Gönlü çekmek (bir şeyi) : Ona imrenmek, onu canı istemek. (Kars.

Ağzı sulanmak, canı çekmek, içi çekmek.)

Gönlü gani (gönlü gözü gani): Cömert, eli açık, gözü tok (kimse).

Gönlünden geçirmek (birini, bir şeyi) : Onu şöyle bir düşünmek, iste­mek; içinden geçirmek. Gönlünden kopmak: Bir kimseye, o an içinden geçtiği kadar iyilikte

bulunmak. Gönlüne doğmak: Bir şeyin olacağını önceden sezgi yoluyla bilmek;

içine doğmak.

Gönlünü almak: Kırgın, küskün birini güzel sözlerle ya da bir arma­ğanla sevindirmek, memnun etmek. ( Kars. Hatırını hoş etmek.)

Gönlünü çelmek : -1. Bir kimsenin sevgisini kazanmak. -2. Birisini ken­dine âşık etmek.

Gönlünü etmek (yapmak) : Onu razı etmek, hoşnut etmek.

Gönlünü hoş etmek: Bir kimseyi istediğini yerine getirerek sevindir­mek.

Gönlünü kaptırmak (birine) : Ona âşık olmak.

Gönlünü kırmak : Bir kimseyi kaba söz ve davranışlarla üzmek, küstür­mek; kalbini kırmak.

Gönlü olmak : Razı olmak, hoşnut olmak.

Gönlü tok : Yetinmesini bilen kimse; gözü gönlü tok. Gönül almak: Bir kimseyi uygun bir davranışla ya da armağanla se­vindirmek.

Gönül bağı: Duygusal ilişki, sevgi-bağı.

Gönül borcu: Yapılan bir iyiliğe karşı kendini borçlu hissetme; min­net, şükran.

Gönül hoşluğuyla (rızasıyla) : İsteyerek, severek.

Gönül kırmak : Birini incitmek, gücendirmek; kalp kırmak.

Gönül vermek (birine) (bir şeye): -1. Ona âşık olmak. -2. Ona sevT giyle bağlanmak.

Göreyim seni: -1. “Senden başarılı olmanı bekliyorum.” -2. “Dediğimi yap, karşılığını görürsün.” anlamında.

Görmezlikten (görmemeztikten) gelmek : Görmemiş gibi davran­mak.

Görmüş geçirmiş : Yaşam deneyimi zengin olan, tecrübeli (kimse). (Kars. Feleğin çemberinden geçmiş, kaçın kurası.)

Görülecek hesabı olmak (biriyle) : Onunla aralarında çözümlenecek bir sorunu olmak.

Görünüşü kurtarmak : Küçük düşürücü herhangi bir olayı geçiştirmek, örtbas etmek.

Görüp göreceği rahmet bu : “Göreceği tek yardım, tek iyilik budur.” anlamında.

Görüş açısı: Bir şeyi değerlendirme biçimi; bakış açısı.

Görüşeni karışanı olmamak : Hiç kimse o kişinin işine karışmamak.

Gösteriş yapmak : İlgi çekmek, kıskandırmak gibi amaçlarla göze çarpan davranışlarda bulunmak.

Götüne tekme atmak : bk. Kıçına tekme atmak.

Götünü kaldıramamak : bk. Kıçını kaldıramamak.

Götünü yalamak : bk. Kıçını yalamak.

Götünü yırtmak : bk. Kıçını yırtmak.

Götürü pazarlık : Bir işin ya da malın tümü üzerine yapılan pazarlık.

Gövde gösterisi: Bir topluluğun gücünü ve tavrını göstermek için büyük bir kalabalıkla yaptığı gösteri.

Gövdeye atmak (indirmek) (bir şeyi) : Onu büyük bir iştahla yemek; mideye indirmek.

Gözaltına almak (gözattı etmek) (birini) : Onu belli bir yerde oturmak zorunda bırakıp hareketlerini denetlemek, onu gözetim altında tut­mak.

Göz açamamak: İşlerin çokluğu yüzünden başka hiçbir şeyle ilgilenememek.

Göz açıp kapayıncaya kadar: Çok kısa bir süre içinde.

Göz açtırmamak (birine) : Ona herhangi bir şey yapma fırsatı vermemek.

Göz .alabildiğine : Gözün görebildiği en uzak yerlere kadar.

Göz alıcı: Güzelliği ilgi çeken.

Göz ardı etmek (bir şeyi) : Onu görmezlikten gelmek, ona gereken il­giyi, önemi göstermek.

Göz atmak (bir şeye, yere) : Ona, üzerinde pek durmadan şöyle bir bakmak.

Göz aydına gitmek: Birinin sevindirici bir durumunu kutlamaya git­mek.

Göz banyosu : -1. Göz hastalıklarının iyileştirilmesi İçin yapılan banyo. -2. Kadınlara hoşlanarak bakma.

Göz boyamak : Kötü bir şeyi iyi olarak gösterip aldatmak.

Gözdağı vermek (birine) : Onu tehdit etmek, istediğini yaptırmak, ka­bul ettirmek için baskı yapmak. (Kars. Kafa tutmak, posta koymak.)

Göz değmek (birine, bir şeye) : Uğursuzluk ya da kötülük getirdiğine inanılan kıskanç ya da hayran’ bakışlar nedeniyle kötü bir duruma düşmek; göze gelmek.

Gözden çıkarmak (bir şeyi) : Bir şeyin elden gitmesine isteyerek ya da istemeyerek razı olmak, onu feda etmeye karar vermek.

Gözden düşmek : Başkalarının sevgi, saygı ve güvenini söylediği söz­ler ya da yaptığı davranışlar nedeniyle yitirmek.

Gözden geçirmek (bir şeyi) : -1. Ne olduğunu anlamak için ona iyice bakmak, incelemek. -2. Onu okumak.

Gözden kaçmak : Farkına varılmamak, görülmemek.

Gözden kaybolmak: Görülmez olmak, yok olmak.

Gözden uzaklaşmak: Ayrılıp görülmeyecek yere gitmek.

Göz dikmek (bir şeye, birine) : Onu ne pahasına olursa olsun ele ge­çirmek istemek.

Göz doldurmak: -1. Bir şey görünüşüyle umulan etkiyi yapmak. -2. Bir kimse bir becerisi, başarısı vb’den ötürü beğenilmek.

Göze almak (bir şeyi): Bir işi gerçekleştirmek için ortaya çıkabilecek bütün engelleri, tehlikeleri kabullenmek.

Göze batmak: -1. Durumu, davranışları çevredekileri tedirgin etmek. -2. Görünüşüyle dikkati çekmek: -3. Başkalarını kıskandıran bir mevki-ye yükselmek.

Göze çarpmak: -1. Görünüşüyle dikkatleri üzerinde toplamak. -2. Gö­rülmek, fark edilmek.

Göze gelmek: -1, bk. Göz değmek. -2. Görünüşüyle başkalarının dik­katini çekmek.

Göze girmek : Yaptıktarıyla çevresindekilerin sevgi ve güvenini kazan­mak.

Göze görünmek: -1. Belli, açık olmak. -2. Var olmadığı halde varmış gibi görünmek.

Göze görünmemek: Ortalıkta dolaşmamak, saklanmak.

Göze göz, dişe diş : Kötülüğe kötülükle karşılık verme yöntemi. (Kars. Kısasa kısas.)

Göz etmek (birine): Ona göz ve kaşını oynatarak ne demek istediği­ni anlatmak; kaş göz etmek.

Göz gezdirmek (bir şeye): Ona üstünkörü bakmak, şöyle bir bak­mak, onu yüzeysel olarak okumak, incelemek.