Sâdî'nin, "Vermek istemeseydi, istemeyi vermezdi" şeklinde güzel bir sözü var. Yani Allah vermek istemeseydi, "İsteme" arzusunu vermezdi.

 

Daha açıkçası, duamıza cevap vermeyecek, kabul etmeyecek olsaydı, "Dua edin" demezdi. Oysa Kur'ân'da yüzün üzerinde dua ayetleri vardır.

 

Mesela bu duada Allah'tan nasıl bir eş isteneceği öğretiliyor:

 

"Onlar 'Rabbimiz, bize göz aydınlığı olacak eşler ve nesiller bağışla; bizi takva sahiplerine öncü yap' derler." (Furkan, 25:74)

 

Hz. Musa'nın evlilik duası

 

Musa Aleyhisselâm, Mısır'ı terk etmek zorunda kalır. Yollara düşer, bir kuyu başına gelir, orada Hz. Şuayb'in iki kızını görür. Çobanlar onları kuyunun başına yanaştırmazlar. Hz. Musa onlara yardım eder, hayvanlarına suvarır, sonra bir gölgeliye çekilir, oturur, şu duayı okur:

 

"Yâ Rabbi, Senin indireceğin her hayra muhtacım." (Kasas, 28:24)

 

O sırada kızlardan büyüğü, "Bizim yaşlı bir babamız var, hayvanlarımızı sulamanın ücretini sana vermek ister" der ve babasıyla tanışmasını isterler.

 

Hz. Şuayb belli bir ücret karşılığında Hz. Musa'yı yanına alır ve sekiz on sene çalışmasından sonra kızlarından birisini kendisiyle nikâhlayacağını söyler.

 

Duasının karşılığını gören Hz. Musa, hem bir peygamberin yanında eğitim görür, hem de daha sonra ona damat olur.

 

Peygamberler bize her konuda örnek insanlardır. Onlar her vakit, her şeyi Allah'tan istemişler ve bütün isteklerine ulaşmışlar.

 

Allah her duaya cevap verir. Bazen istediğimizin aynısını verir, bazen daha iyisini verir, bazen de bizim hayrımıza olmadığını bilir, hiç vermez.

 

Bunun için kul olarak biz duamızı nasıl kabul edeceğini Allah'a bırakırız, rahat ederiz.