II. Mahmut Dönemi ve Islahatları nedir nelerdir

II.MAHMUT DÖNEMİ VE ISLAHATLARI 
TAHTA GEÇİŞİ
İyi bir eğitim görmüş olan III. Selim bu barış döneminden faydalanarak, devlet içinde, özellikle askerî alanda, ıslahatlar yapmak istiyordu. Bu maksatla, Nizâm-ı Cedit adı verilen ilk ıslahat hareketiyle, yeni bir ordu kurdu(1793). Yeniçeri Ocağı'nı kaldıramayacağını bildiğinden, öncelikle Nizâm-ı Cedid denilen bu orduyu batılı tarzda düzenleyip, başarısını kanıtlamak gerekliydi. Ancak bundan sonra Yeniçeri Ocağı lağvedilebilirdi. Fakat kendileri aleyhine ortaya çıkan gelişmelerden endişe duyan Yeniçeriler, bazı devlet adamlarını da yanlarına çekerek yeniliklere karşı çıktılar ve isyan ettiler. Üstelik bu arada Napolyon Bonapart, bir orduyla Mısır'ı işgale başlamıştı (1798). Osmanlılar, Rusya, İngiltere ve Sicilya'nın da menfaatlerine dokunan Fransız işgaline karşı harekete geçti. Ehramlar savaşıyla, Mısır'ı ele geçirip, kuzeye yönelen Bonapart, Akka'da Osmanlı savunmasını gedemedi (1799). Kuşatmayı kaldıran Napolyon geri dönerken, yerine bıraktığı ordu komutanları da mağlûp edildiler. Neticede Fransızlar Mısır'ı terk etmek zorunda kaldı(1801). Fransa'yı barışa zorlayan önemli bir sebeplerden birisi de, Akdeniz'de Rus ve Türk donanmalarının iş birliği yapmaları, İngiltere'nin Fransız savaş ve ticaret gemilerini taciz etmesiydi. Fransa'nın Akdeniz ve Orta Doğu'daki ticarî menfaatlerinin zedelenmesi onları barışa zorlamaktaydı. 
1802'de imzalanan anlaşmayla Fransa bölgede yine ticaret yapma güvencesi almış ve kapitülâsyon hakkını elde etmiştir. Bu olayı bahane ederek Akdeniz'e inen Rus donanması, Osmanlı donanmasıyla birlikte Fransa'nın elindeki bazı adaları ele geçirmiş idi. Fakat halk, ebedî düşman olarak gördüğü Rusya ile iş birliği yapılmasına büyük tepki göstermiş ve bunun sonunda III. Selim'e ve ıslahatlarına karşı cephe genişlemişti. Üstelik Napolyon'un, Orta Doğu'da Araplara yönelik propagandasının da etkisiyle bölgede bazı isyanlar çıkmıştı. Böylece Bulgaristan ve Sırbistan'da çıkan isyanlara bir de Suriye'de ve Hicaz'da çıkan isyanlar eklenmiş oluyordu. Vehhabiler ayaklanarak, 1803-1804'te Mekke ve Medine'yi ele geçirmişlerdi. Osmanlıların tekrar Fransa ile yakınlaşmaları, İngiliz ve Rusları harekete geçirmiş ve sonunda Rusya Eflak ve Boğdan'ı işgal etmişti. Bu savaş sürerken Nizâm-ı Cedit'in Rumeli''ye de kaydırılmasından memnun olmayan isyancılar Şehzade Mustafa'nın tahrik ve teşvikiyle birleşerek İkinci Edirne Vaka’sı denilen büyük bir ayaklanma başlatmışlardı (1806). Neticede İstanbul'da patlak veren Kabakçı Mustafa İsyanı III. Selim'in sonunu hazırladı. Saraya giren isyancılar III. Selim'i tahttan indirerek yerine IV. Mustafa'yı tahta geçirdiler (29 Mayıs 1807). Nizâm-ı Cedid lağvedildi. Fakat III.Selim'e bağlı olan Rusçuk bayraktarı Mustafa, yenilik taraftarlarıyla birleşerek, karşı darbede bulundu. Amacı III. Selim'i yeniden tahta çıkarmaktı. IV. Mustafa'nın, sabık padişahı öldürttüğünün öğrenilmesi üzerine, kardeşi II.Mahmut başa geçirildi (28 Temmuz 1808). 
Alemdar Mustafa Paşa sadareti üslenerek, III. Selim'in başlattığı ıslahatları devam ettirmeye çalıştı. Nizâm-ı Cedit'i,Sekbân-ı Cedit adı ile yeniden canlandırdı. Ancak ulemayı ve yeniçerileri memnun edemeyen Alemdar Mustafa Paşa, 1809'da çıkan bir isyanda öldü. 
· Alemdar Mustafa Paşa, III.Selim’in tahttan indirilip öldürülmesini kabul edememiş ve isyan etmiştir. 
· IV.Mustafa tahttan indirilmiş ve II.Mahmut tahta geçmiştir. 
· Alemdar Mustafa Paşa, sadrazam olmuştur. 
· Alemdar Mustafa Paşa Nizam-ı Cedid Ocağı’nın yerine Sekban-ı Cedid Ocağı’nı kurmuştur. 
· Ayanlarla Sened-i İttifak imzalanmıştır (1808). 
Not: Sened-i İttifak Osmanlı'da padişahın yetkilerini kısıtlayan ilk belgedir ve Osmanlı'da ilk demokratikleşme hareketidir. Bu yönüyle Magna Carta'ya (1215) benzer.


II.MAHMUT DÖNEMİ
II.Mahmut dönemini genel olarak ikiye ayırabiliriz.

Genel olarak II.Mahmut zamanında yapılan ıslahatları sıralayacak olursak;
İdari Alanda Yapılan Islahatlar
· Divan Teşkilatı kaldırılmış, yerine nazırlıklar kurulmuştur. 
· Tımar sistemi kaldırılmıştır. 
· Devlet memurlarına maaş bağlanmıştır. 
· Memurlara fes, ceket ve pantolon giyme mecburiyeti getirilmiştir. 
· Memurlar, dahiliye ve hariciye diye ikiye ayrılmıştır 
· Memurların yargılanması için Dar-ı Şura-yı Bab-ı Ali adında bir mahkeme kurulmuştur. 
· Müsadere sistemi kaldırılmış, mülkiyet hakkı tanınmıştır. 
· Osmanlı'da ilk kez posta teşkilatı kurulmuştur. 
· Askeri işleri düzenlemek amacıyla Askeri Şura oluşturulmuştur. 
· İlk kez askeri amaçlı nüfus sayımı yapılmıştır. 
· Taşra Teşkilatı eyalet, liva ve kazalar olarak düzenlenmiştir. İller, merkeze bağlanmıştır. 
· Mahalle ve köylere muhtarlar atanmış, ayanların etkisi kırılmaya çalışılmıştır. 
Askeri Alanda Yapılan Islahatlar
· Alemdar Mustafa Paşa, Nizam-ı Cedid Ocağı’nın yerine Sekban-ı Cedid Ocağı’nı kurmuştur. 
· II.Mahmut, Sekban-ı Cedid Ocağı’nı kaldırmış, yerine Avrupa tarzında Eşkinci Ocağı’nı kurmuştur. 
· II.Mahmut, halkın desteği ile Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmıştır (1826). Bu olaya Vaka-i Hayriye denir. Böylece: 
Islahatların önündeki en büyük engel kalkmıştır.
Halkta yeniçerilere karşı düşmanlık başlamıştır.
Yeniçeri mezarları tahrip edilmiştir.
Mehter yasaklanmıştır.
Padişah yönetime egemen olmuştur.
Yeniçeri Ocağı’nın yerine Avrupa tarzında Asakir-i Mansure-i Muhammediyye adı ile yeni bir ordu oluşturmuştur.
Ekonomi Alanında Yapılan Islahatlar
· Özel sektör teşvik edilmiştir. 
· Yerli malı kullanılması teşvik edilmiştir. 
· Müslüman tüccarlara gümrük kolaylığı sağlanmıştır. 
· Balta Limanı antlaşması ile İngiltere ve Fransa’ya büyük ekonomik tavizler verilmiştir. 

Eğitim - Kültür Alanında Yapılan Islahatlar
· İlköğretim zorunlu hale getirilmiştir. 
· Avrupa tarzında eğitim verecek okullar açılmıştır (Mekteb-i Tıbbiye, Mekteb-i Adliye vb.). 
· Avrupa’ya ilk kez öğrenciler gönderilmiştir. 
· Takvim-i Vakayi adlı ilk resmi gazete çıkarılmıştır. 
· Avrupa tarzı müzikler serbest bırakılmıştır. 
· İlk kez karantina sistemi uygulanmıştır. 
· Padişah, resmini devlet dairelerine astırmıştır. 
· II.Mahmut yurdu tanımak için yurt gezilerine çıkmıştır. 

II.MAHMUT DÖNEMİ (1808-1839)

SIRP İSYANI (1804)
Sebepleri:
1)- Fransız İhtilalinin Milliyetçilik, bağımsızlık ve hürriyet gibi fikirlerinin Sırplar üzerinde etkili olması
2)- Savaşların Sırbistan toprakları üzerinde geçmesi ve bu savaşlar sırasında Sırbistan'ın sık sık
el değiştirmesi
3)- Sırbistan'daki Yeniçerilerin olumsuz davranışları
4)- Rusya’nın kışkırtması
İsyan:
Bu sebeplerden dolayı 1804'de KARA YORGİ liderliğinde Sırplar ayaklandı.
NOT: Osmanlı Devletinde "Milliyetçilik" akımı neticesinde ayaklanan ilk topluluk SIRPLAR'dır.
Sırplarla İlgili Antlaşmalar:
1)- 1806-1812 Osmanlı Rus Savaşı sonucunda Ruslarla imzalanan BÜKREŞ ANTLAŞMASI'nda Sırplara bazı haklar verildi.
2)- 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı sonucunda Ruslarla imzalanan EDİRNE ANTLAŞMASI'nda Sırplara özerklik verildi.
3)- 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonucunda imzalanan Ayestefanos ve BERLİN ANTLAŞMASI'nda Sırbistan bağımsızlığına kavuştu.

1806-1812 OSMANLI-RUS SAVAŞI:
Sebepler:
1)- Rusların Sırp isyanını desteklemesi ve Balkan Milletlerini kışkırtması.
2)- Rusya'nın Eflak-Boğdan'ı işgal etmesi.
Savaş:
* Rusların Eflak-Boğdan'ı işgal etmesi karşısında Fransa'nın etkisiyle Osmanlı Devleti Rusya'ya savaş ilan etti. Osmanlı-Fransız yakınlaşması karşısında İngiltere Rusya'nın yanında yer aldı.
* İngilizler Ruslara destek için donanmalarını İstanbul'a gönderdiler. İstanbul'a sadece denizden yapacakları bir saldırıyla başarılı olamayacaklarını anlayarak geri döndüler. Bu defa Mısır'a saldıran İngilizleri Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa püskürttü.
* Fransa 1807'de Rusya ile "Tilsit Antlaşmasını" imzalayarak, dostluk kurdu. Yalnız kalan Osmanlı Devleti İngiltere’ye yaklaştı. İngiltere ile " Çanakkale (Kale-i Sultaniye)" antlaşmasını imzaladı.
* Bu arada Ruslar Osmanlı topraklarında ilerliyordu.
* Avrupa'da siyasi ortam yeniden değişti. Fransa ile Rusya'nın arası yeniden açıldı. Rusya'ya silahlarını çeviren Fransa bu defa Osmanlı Devleti'nin yanında yer aldı. Fransa'ya güvenemeyen Osmanlı Devleti Rusya ile BÜKREŞ ANTLAŞMASINI imzalayarak savaşı sona erdirdi.
Sonuç:
Ruslarla BÜKREŞ ANTLAŞMASI imzalandı.(1812)
1)- İki devlet arasında Tuna nehri sınır olacak.
2)- Ruslar Beserabya hariç işgal ettiği yerleri geri verecek.
3)- Sırplara bazı haklar verilecekti.

YUNAN İSYANI
Sebepleri:
1)- Fransız ihtilalinin milliyetçilik, bağımsızlık gibi fikirlerinin etkisi
2)- Rusya'nın ve Avrupa Devletleri'nin kışkırtması
3)- 1804 de kurulan Etnik-i Eterya Cemiyeti'nin çalışmaları

İSYAN:
1821'de Mora'da başlayan isyan kısa sürede büyüdü. Osmanlı hükümeti Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'dan yardım istedi. M.Ali Paşa yardım karşılığında II.Mahmut'tan Mora ve Girit valiliklerinin kendisine verilmesini istedi. Osmanlı ve Mısır donanması isyanı bastırdı ve NAVARİN limanına çekildi. Ancak Yunan isyanının bastırılması Batılıların işine gelmedi. İngiltere, Fransa, Rusya ve Avusturya Osmanlı devleti'ne ültimatom vererek Yunanistan'a bağımsızlık verilmesini istediler. Bu istek reddedilince Osmanlı ve Mısır donanmasını NAVARİN de yaktılar. Rusya Osmanlı'ya savaş ilan etti.

NOT: Navarin olayı Osmanlı Donanmasının yaşadığı 4 felaketten biridir. Birincisi 1571 İnebahtı, İkincisi 1770 Çeşme, Üçüncüsü 1827 Navarin, Dördüncüsü 1853 Sinop’tur.

1828-1829 OSMANLI-RUS SAVAŞI
SEBEPLERİ:
1)- Ruslar'ın sıcak denizlere inmek istemesi
2)- Osmanlının Rusya'dan Navarin'de yakılan donanmanın zararını talep etmesi
3)- Osmanlı'nın Yunanlılar ve azınlıklarla ilgili Avrupa Devletlerinin ve Rusya'nın isteklerini reddetmesi.
SAVAŞ:
Bu sebeplerden Rusya’nın saldırısıyla savaş başladı. Ancak Osmanlı Devleti böyle bir savaşa hazır değildi.
ÇÜNKÜ:
1)- Donanması Navarin'de yakılmıştı.
2)- 1826'da Yeniçeri Ocağı kaldırılmış, ASAKİR-İ MANSURE-İ MUHAMMEDİYE ordusu yeni kurulmuştu.
3)- Yunan ayaklanmasından dolayı bütün Avrupa Osmanlının karşısındaydı.
SONUÇ:
Rusların ilerleyerek doğuda Erzurum'a, batıda Edirne'ye kadar gelmeleri üzerine Osmanlı devleti barış istedi. Rusya’yla EDİRNE ANTLAŞMASI imzalandı.(1829)
Maddeleri:
1)- Eflak-Boğdan ve Sırbistan’a özerklik verildi.
2)- Yunanistan bağımsız olacaktı.
3)- Rus ticaret gemileri boğazlardan geçebilecekti.
4)- Prut nehri sınır olacaktı.
5)- Osmanlı Devleti savaş tazminatı verecekti.
NOT: Osmanlı Devletinde bağımsızlığını elde eden ilk azınlık YUNANİSTAN'dır. Osmanlının Yunan isyanı ve Rus savaşıyla uğraşmasını fırsat bilen Fransa 1830' da CEZAYİR i işgal etti.
MISIR VALİSİ MEHMET ALİ PAŞA'NIN İSYANI (Denize düşen yılana sarılır.)
SEBEPLERİ:
1)- Yunan isyanının bastırılmasında II. Mahmut'a yardım eden Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya vaat edilen yerlerin verilmemesi
2)- Mehmet Ali Paşa'nın Navarin olayından sonra padişahtan izin almadan ordu ve donanmasını geri çekmesi.
3)- 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşında yardım istenildiği halde Mehmet Ali Paşa'nın yardım göndermemesi
İSYAN:
II.Mahmut Mehmet Ali Paşa'yı görevden almak için hazırlanırken Mehmet Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa, üzerine gönderilen padişah kuvvetlerini yenerek Konya'ya ilerledi. Bu zor durum karşısında padişah yabancı devletlerden yardım istedi. İngiltere ve Fransa bu isteğe kayıtsız kaldılar. II.Mahmut son çare olarak (denize düşen yılana sarılır diyerek) Rusya'dan yardım istedi. Bir Rus donanması İstanbul boğazını geçerek Büyükdere önlerine demirledi.Osmanlı Rus yakınlaşması İngiltere ve Fransa'yı telaşlandırdı. Hemen devreye girerek Mehmet Ali Paşa ya baskı yaptılar. Bunun üzerine Mehmet Ali Paşa ile II.Mahmut arasında KÜTAHYA ANTLAŞMASI imzalandı.(14 Mayıs 1833)
1)- Mehmet Ali Paşa'ya Mısır ve Girit valiliklerine ek olarak Suriye valiliği de verilecek.
2)- Oğlu İbrahim Paşa'ya da Cidde valiliğine ek olarak Adana Muhassıllığı (O bölgenin vergilerini toplama hakkı) verilecek.
NOT: Bu antlaşma Mısır sorununu geçici olarak çözmüş fakat iki tarafta bu anlaşmadan memnun olmamıştır. Kütahya antlaşmasına rağmen kendisini güvende hissetmeyen II.Mahmut Rusya’yla HÜNKAR İSKELESİ antlaşmasını imzalamıştır.(1833)
HÜNKAR İSKELESİ ANTLAŞMASI (8 Temmuz 1833)
1)-Osmanlı bir saldırıya uğrarsa Ruslar asker ve donanma gönderecek, ancak masrafları Osmanlı ödeyecek.
2)-Rusya bir saldırıya uğrarsa Osmanlı boğazları kapatacak. (İngiltere ve Fransa'ya karşı)
3)-Bu antlaşma 8 yıl sürecek.
ÖNEMİ:
1)-Rusya bu antlaşmayla boğazlar üzerinde büyük avantaj sağlayıp,Karadeniz’deki güvenliğini artırmış oldu.
2)-Bu antlaşmayla BOĞAZLAR MESELESİ ortaya çıkmıştır.
3)-Bu antlaşma Osmanlının boğazlar üzerindeki egemenlik haklarını TEK BAŞINA kullandığı son antlaşmadır
NOT: Osmanlı Devleti Mısır ve Boğazlar meselesinde İngiltere'nin desteğini kazanmak için İngiltere ile 1838 BALTA LİMANI Antlaşmasını imzalamıştır.Bu antlaşma ile İngiltere’ye çok geniş ekonomik haklar verilmiş, Osmanlı ülkesinde tekel sistemi ve iç gümrük yönetimi kaldırılmış böylece Osmanlı ekonomisinin çöküşü hızlanmıştır.
ÇIKLAMA: Kütahya antlaşması fazla uzun sürmedi. 1839'da Mehmet Ali Paşa bağımsızlığını ilan etti. Oğlu İbrahim Paşa üzerine gönderilen Osmanlı kuvvetlerini NİZİP'te yendi.İngiltere ve Fransa Hünkar İskelesi antlaşmasına dayanarak Rusya’nın boğazlara egemen olmasından çekindiklerinden hemen devreye girerek MISIR konusunda Londra'da uluslararası bir konferans düzenlendi.
NOT: Nizip yenilgisi haberi İstanbul'a gelmeden II. Mahmut ölmüş, yerine Abdülmecit padişah olmuştu. 
-EK OLARAK-
II. MAHMUT DEVRİNE GENEL BAKIŞ
Otuzuncu Osmanlı sultanı. İslâm halifelerinin doksan beşincisidir. Osmanlı sultanlarından birinci Abdülhamid Hanın Nakş-i Dil sultandan olan oğlu olup, İstanbul'da 20 Temmuz 1786 târihinde doğdu. Şehzâdeliğinde iyi bir eğitim ve öğretim gördü. Yüksek din ve fen ilimlerini, devrin kıymetli âlimlerinden öğrendi. Amcası Üçüncü Selim Han onun yetişmesine çok itinâ göstererek, modern askeri ve teknik bilgileri ve devlet idâresini iyi bir şekilde öğrenmesini sağladı. Selim Han tahttan indirildikten sonra da yeğeni Mahmûd'la sık sık görüşerek, ona tavsiyelerde bulundu ve tahta çıktığı zaman dikkat etmesi gereken hususları bildirdi. 28 Temmuz 1808'de Alemdâr Mustafa paşanın Selim Hanı tekrar başa geçirmek üzere saraya girdiği sırada sâbık hâkânın âsiler tarafından şehit edilmesi üzerine Sultan Mahmûd, Osmanlı tahtına çıktı. 
İkinci Mahmûd Han, Alemdâr Mustafa paşayı, veziriâzam tâyin edip, Kabakçı isyânından sonra ülkede pek çok hâdise çıkaran zorbaları yola getirmekle vazifelendirildi. Kabakçı Mustafa isyânında rol oynamış bulunan âsiler cezâlandırıldı. Fesat çıkaranlar İstanbul dışında ikâmete mecbur tutuldu. İstanbul'da otorite sağlamaya çalışırken, Rumeli ve Anadolu'nun birçok yerinde ve bilhassa Halep ve Bağdat'ta vâlilerin çıkardığı karışıklıklar devâm ediyordu. Cezâyir'in idâresini dayılar ele geçirmişti. Vehhâbiler Haremeyn'i zaptederek, hutbelerden padişahın adını kaldırmışlardı. Bu kötü gidişe, dur demek isteyen Sultan Mahmûd, Anadolu ve Rumeli vâlilerini İstanbul'a dâvet etti. Bu vâlilerin yeni sultan'a bağlılıklarını bildirmelerini istedi. Vâliler İstanbul'a gelip, Sultan Mahmûd Hana bağlılıklarını arz ettiler ve muhtemel âsilere karşı ittifak senedi imzâladılar. Diğer taraftan isyânlar neticesinde iyice bozulan yeniçeri ocağını yola getirmek için tâlim ve terbiye usûllerinin tekrar tatbik edilmesi istendiyse de, yeniçeriler bu icrâattan memnun olmadılar. 14 Ekim 1808'de Sekbân-ı Cedid adıyla modern bir ordu kurulmaya başlandı. Sekban-ı Cedid askeri, yeniçeriler ve taraftarları tarafından Nizâm-ı Cedid'in ihyâsı olarak kabul edildi. Veziriâzam Alemdâr Mustafa paşanın devlet adamlarına ve askerlere karşı tâvizsiz icrâatları, yeniçerileri harekete sevk etti. 14-15 Kasım gecesi meydana gelen büyük isyan sırasında Alemdâr Mustafa paşa öldürüldü. Mahmûd Han, yenilikleri durdurmak zorunda kaldı. İstanbul'daki hâdiselerin yatıştırılmasından sonra diğer iç ve dış meselelerin haline bakıldı. Arabistan'daki Vehhâbiler, Osmanlı Devletine ve Ehl-i sünnet Müslümanlara karşı siyâsi faâliyetlerden katliamlara varan tecâvüzlerde bulunuyorlardı. Bu arada, Vehhabilerin reisi Sü'ûd bin Abdülaziz, Hicaz'ı istilâya teşebbüs etti. Hac mevsiminde hacıların yollarını kesip, Müslümanlara işkenceleri ve İslâm dinine olan hakâretleri, dayanılmaz bir hâl aldığından, Halife İkinci Mahmûd Han, Mısır vâlisi Mehmed Ali paşaya fermân gönderip, Vehhabileri cezâlandırmasını emretti. Mehmed Ali paşa bir dizi harpten sonra mübârek beldeleri Vehhabilerden temizledi. Zafer haberine çok sevinen Mahmûd Han, Mısır vâlisi Mehmed Ali paşaya ihsanlarda bulundu. 
Öte yandan Balkanlarda, Avrupa devletlerinin Osmanlı Devletinin birlik ve bütünlüğünü parçalamak gâyesiyle yaptırdıkları bölücü ve yıkıcı faaliyetler çok artmıştı. Sırplar Bükreş Antlaşması ile (28 Mayıs 1812) muhtâriyet kazanmalarına rağmen rahat durmuyorlardı. Osmanlı Devletine ödeyecekleri senelik vergiyi kestiler. Tam istiklal propagandaları ile kalelerdeki Osmanlı askerlerine saldırmaya başladılar. 1813 yılında, Sırplıları yola getirmek için Hurşid paşa seraskerliğinde sefer açıldı. Hurşid paşa Belgrad'a gelip, âsileri yola getirdi. Âsi Sırp lideri Kara Yorgi, esir düşmekten kurtulmak için, Avusturya'ya kaçtı. Belgrad ve Semendire kaleleri Osmanlılara tâbi oldu. Serasker Hurşid paşanın umûmi af ilan etmesiyle, Sırplıların silahları toplatıldı. Kara Yorgi'den sonra Sırplıların başına Miloş Obrenoviç geçti. Osmanlı Devletine sadâkatle hizmete devâm eden Miloş Obrenoviç, 1818'de Avusturya'dan dönen rakibi Kara Yorgi'yi öldürdü. 1829 yılında Sırbistan'a muhtâriyet verilmesine rağmen, yıllık vergi vermeyi ve dış işlerinde Osmanlılara bağlılığını devâm ettirdi. Arnavutluk'ta ise Tepedelenli Ali paşanın nüfusu sebebiyle Rumlar, Rusya'nın bütün teşvik ve yardımlarına rağmen isyana cesâret edemiyorlardı. Ancak Fenerli Rumlarla eskiden beri sıkı münâsebetlerde ve İngilizlerle gizli muhârebelerde bulunan Hâlet Efendinin hâince faâliyetleri ve özellikle Tepedelenli Ali paşayı bertaraf etmesi Yunanlılara ayaklanma fırsatı verdi. Etniki Eterya ve Fener'deki Rum Pâtrikhânesinin hedef tâyin ettiği isyân, 1820 yılında başlatıldı. 12 Şubat 1821'de Mora Yarımadasına yayıldı. Rum âsiler, yüzyıllardır hâkimiyeti altında yaşayıp, komşuluk hakkını dahi çiğneyerek, Müslüman ahâliye karşı katliamlara giriştiler. İsyan Atina, Tesalya ve Adalara da yayıldı. Katliamlarda 1500 Müslüman şehit edildi. Rus Çarının yâveri ve Etniki Eterya lideri Aleksandra İpsilanti, 6 Mart 1821'de Eflak'ta isyan çıkardı. İsyan bastırıldı. İkinci Mahmûd Han, asilere karşı yerinde ve zamanında tedbir aldı. Bölge ahâlisine silâh dağıttırdı. Bölgede isyanlarla alâkası görülenler cezâlandırıldı. İstanbul'daki Rum Patriği ve birkaç metropolit, isyanla alâkası görülerek asıldılar. Osmanlı Devletinin iç durumu ve Avrupa devletlerinin asilere devamlı yardım ve müdâhaleleri, isyânın bütünüyle bastırılamamasına sebep oldu. Mora'daki isyan büyüyerek Adalara ve Selânik'e kadar yayıldı. Bu durum üzerine sultan Mahmûd Mısır vâlisi Mehmed ali paşaya isyanı bastırmaya memur etti. Nitekim Kavalalı Mehmed Ali paşanın oğlu İbrâhim paşa kumandasında gönderdiği küçük, fakat disiplinli ve modern ordu, isyânı kısa sürede bastırmaya muvaffak oldu. (1825) Yunan isyânı sırasında yeniçeri ve sipâhilerin daha fazla bozulduğunu gören sultan Mahmûd Han, bu fesât yuvalarını ortadan kaldırmaya karar verdi. Yeniçerilerin artan tecâvüz ve zorbalıkları kamuoyuna da aleyhlerine çevirmişti. Pâdişah, Yunan isyânının bastırılmasıyla kavuşulan sulh devresinde önce, orduyu ıslâha girişti. Ancak askeri tâlim ve terbiyeye karşı çıkan yeniçeriler, isyân mânâsında kazan kaldırdılar. Buna karşılık sultan Mahmûd Han da sadrazam, şeyhülislâm ve devlet erkânını toplayarak yeniçerilerin artık hıyânette bulunduklarını, bu sebeple tedbir alınmasını belirtti. Âlimler, din ve devletin bekâsı için bu fesat yuvasının ortadan kaldırılmasını gerektiğini bildirdiler. Şeyhülislâmın fetvâsı ile sancak-ı şerif çıkarılarak, dinine ve padişahına bağlı olanların onun altına gelmesi ve mücâdeleye girişmesi istendi. Böylece eşine ilk defâ rastlanan bir olayla padişaha bağlı birlikler halkla bütünleşerek fitne ve fesat yuvası yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırdılar. İstanbul'da âsi, ahlâksız, serseri temizliği yapılarak, yirmi binden ziyâdesi cezâlandırıldı. Yeniçeri ocağının kaldırılması hayırlı bir hâdise kabul edilerek Vak'a-i Hayriyye denildi. Kendilerini Bektâşi kabul eden yeniçerilerin ortadan kaldırılmasıyla, hurûfi olan sahte Bektâşi tekkeleri kapatılıp, babaları başka yerlere gönderildi. Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye adlı asker ocağı kurularak, devrin ihtiyaçlarına göre tâlim ve terbiye edilmesi, silâh verilmesi ve özel kıyâfet giydirilmesi kararlaştırıldı. Topçu, humbaracı ve lağımcı ocakları ıslâh edildi. Mekteb-i Bahriye açıldı. Eğitim ve öğretimi en üst seviyeye çıkarmak için Avrupa'dan hocalar getirildi. 
Osmanlı Devletindeki bu süratli ve olumlu gelişme, Avrupa devletlerini harekete geçirdi. İngiliz ve Fransızlar, Osmanlı Devleti içerisindeki Mustafa Reşid paşa gibi adamlarını yardım vâdiyle kullanarak Rusya ile harbe sebebiyet verdirdikleri gibi, Mısır vâlisi Mehmed Ali paşayı da devletine karşı kışkırttılar. Mısır'da Mehmed ali paşanın hâkim olacağı bir devleti tanıyacağını bildiren İngiliz ve Fransızlar, onun güçlü ve disiplinli kuvvetlerini Osmanlılara karşı çevirmeyi başardılar. Mehmed ali paşa, oğlu İbrâhim paşa kumandasında, daha ordusu bütünüyle yeniden teşekkül etmemiş Osmanlı Devletinin Suriye eyâleti üzerine asker sevk etti. 1831-1832 yılındaki muhârebelerde, Mısır askeri, çokluğu ve intizamlı olması sebebi ile gâlip gelince, Osmanlılar Rusya'dan yardım istediler. Bu durum, İngiltere ve Fransa'yı telaşa düşürdü. Fransa'nın aracılığıyla 8 Nisan 1833 Kütahya Antlaşması imzâlandı. Antlaşmaya göre, Mehmed ali paşaya Mısır vâliliğine ilâveten Suriye, oğlu İbrâhim paşaya da Adana eyâleti muhassıllık olarak verildi. 8 Temmuz 1833'te Rusya ile savunma ve yardım esâsına dayanan Hünkâr İskelesi Antlaşması imzâlandı. 1839'da Mısır üzerine ordu sevk edildiyse de neticesi gelmeden İkinci Mahmûd Han İstanbul'da vefât etti ve Çemberlitaş'daki türbesine defnedildi. Sultan İkinci Mahmûd Han, Osmanlı Devletinin ilerlemesini, teknik sanâyide devrin seviyesine ulaşılmasını isteyen tedbirli, gayretli bir padişahtı. Devrindeki büyük hâdiseler karşısında aslâ ümitsizlik ve gevşeklik göstermedi. Gayreti sâyesinde devlet, Avrupa tarzında sistemli orduya sâhip oldu. Avrupa'da askerlik ve yeni silahların kullanılmasını öğrenmek için, talebe gönderdi. Askeri Tıbbiye ve Harbiye mekteplerini kurdu. Bu iki müessesenin eğitim ve öğretimini en üst seviyeye çıkarmak için Avrupa'dan hocalar ve mütehassıslar getirdi. Askeri Tıbbiye, Harbiye ve sivil yüksek okulların öğrenci ihtiyacını karşılamak için medrese ve mekteplere ilâveten sübyan mekteplerinin üstünde Rüştiyeler (ortaokul), devlet memurlarının yetiştirilmesi için de Mekteb-i Maârif-i Adli kuruldu. Ülkenin ihtiyaçlarını karşılamak, çeşitli sahâlarda mütehassıs eleman yetiştirmek için Avrupa'da çok sayıda öğrenci tahsil mecbûri hâle getirildi. Açılan okulların seviyesini yükseltmek için ve lüzumlu fen ve teknik bürosu kuruldu. Tekrar Avrupa devletlerinin şehirlerine konsolos gönderilmeye başlandı. 1 Ekim 1831 târihinde Takvim-i Vekâyi adlı gazete, Osmanlı Türkçesi ile ülke içinde çıkarılmaya başlandı. Fransızcası da ülkelere gönderildi. Avrupa ülkelerine gönderilen gazeteler ile Türkiye'nin propagandası yapılarak hâdiseler ve ıslâhatlar dünyâ kamuoyunda değerlendirmeye tâbi tutuldu. Avrupa basınında, Türkiye ve sultan Mahmûd hakkında neşredilen yayınlar takip edildi. 
İkinci Mahmûd Han, hükümet teşkilâtı usulleri, kıyâfet nizamında yenilikler yaptı. Osmanlı Devlet teşkilâtındaki önceki müesseselerin yerine, sadrazama .baş Vekil (Başbakan); Defterdara Mâliye Nâzırı (Mâliye Bakanı); Reisü'l küttâba Hâriciye Nâzırı (Dışişleri Bakanı); sadrazam Kethüdâsına Dâhiliye Nâzırı (İçişleri Bakanı) denilmeye başlanıldı. Osmanlı Devletinde büyük bir yekün tutan vakıflar için Evkaf Nezâreti kuruldu. Hükûmet ve ahâlinin önemli meselelerinin görüşüldüğü Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye; askeri işlerin görülüp, kararlaştırıldığı Dâr-ı Şûrâ-yı Askeri müessesesi kuruldu. Memurlar iç ve dış işlerde olmak üzere ikiye ayrılıp, maaşları, rütbe ve derecelerine göre bağlanarak, verilmeye başlanıldı. 1827'de Osmanlı Tıp Fakültesi kuruldu. 1838'de Karantina usûlünü vücûda getirdi. Posta müessesesini kurdu. Posta yollarının kurulmasına çalıştı. Üsküdar'dan İzmit'e kadar bir posta yolu yaptırdı. 1831 yılında kısmi nüfus sayımı yapıldı. Arabistan'dan asker alınmadığı için sayımdan hâriç tutuldu. Nüfus sayımında insan ve servet durumu ölçülmüş oldu. Dört milyon Hıristiyan’a karşılık sekiz milyon Müslüman ahâlinin sayımı yapıldı. Bölgelerdeki Hıristiyanların sayısı, devlete verilen cizye miktârını da ortaya çıkarmış oldu. İkinci Mahmûd Hanın ilmi fazla olup, dini, fenni, teknik, askeri, idâri ve sanat sahalarında kendisini çok iyi yetiştirmişti. Dindar, akıllı, zeki, çalışkan olup, gayret ve azim sâhibiydi. Şâirdi. Adli mahlasıyla şiir yazardı. İlim, sanat adamlarına ve eserlerine çok alâka gösterdi. Onlara kıymet verip, himâye ederdi. Ülkenin imârına, ilim, sanat, hayır ve sosyal müesseselerine önem veren İkinci Mahmûd Han, pek çok eser yaptırdı. Bâyezid Yangın Kulesini; Unkapanı ile Azapkapı arasındaki şimdi Unkapanı Köprüsü denilen Mahmûdiye Köprüsünü; Beylerbeyi ve Çırağan saraylarını; Tophâne'de Nusratiye, Bahçekapı'da Hidâyet, Üsküdar'da Adliye, Arnavutköy sâhilinde Tevfikiye câmilerini yaptırdı. Hazret-i Hâlid'in türbesini mükemmel tâmir ettirip, iyi bir hattat olduğundan sandukası pûşidesi üzerindeki yazıyı kendi el yazdığı ile yazdı. Yine güzel bir hüsnü hatla yazdığı Lefkoşe'de Selimiye Câmiinde asılıdır. Tophâne'de Kâdiri Câmii ve tekkesini tâmir ettirdi. 
İkinci Mahmûd Han, 1820 senesinde Hücre-i saâdete hediye ettiği şamdanla birlikte gönderdiği aşağıdaki yazı, Osmanlı sultanlarının Resûllah'a olan hürmet ve muhabbetlerinin bir vesikasıdır. 
Şamdan ihdâya eyledim cüret yâ Resûlallah! 
Murâdım der-i ulyâya hizmet, yâ Resûlallah! 
Değildir ravdaya şâyeste, destâviz-i nâçizim, 
Kabûlünle kıl ihsân u inâyet, yâ Resûlallah! 
Kimim var hazretinden gayrı, hâlim eyleyem i'lâm, 
Cenâbındandır ihsân u mürüvvet, yâ Resûlallah! 
Dahilek, el'emân, sad el- emân, dergâhına düştüm, 
Terahhüm kıl, bana eyle şefâ'at yâ Resûlallah! 
Dü- âlemde kıl istishâb bu Han Mahmûd-i Adliyi, 
Senindir evvel ü âhırda devlet yâ Resûlallah! 
Mısır, Yanha ve Mora gibi vilâyetlerin isyânı ve yeniçerilerin kazan kaldırmaları, yok edilmeleri ve Rus ordularının saldırmaları sırasında sultan Mahmûd Han, Mekke ve Medine'yi ancak tamir edebilmiş, kendisinden sonra oğlu Abdülmecid Han, bunları tezyin için şaşılacak bir himmet ve gayret göstermiştir. 
KAYNAKÇA

Ø Osmanlı Padişahları / Ahmet Efe / Esra Sanat Yayınları
Ø Osmanlı Padişahları / Baki Kurtuluş / Serhat yayınları A.Ş.
Ø Büyük Osmanlı Tarihi 9. cilt Yılmaz Öztuna / Ötüken Neşriyat A.Ş.
Ø Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi Editör : Ekmeleddin İhsanoğlu
Ø Osmanlı Padişahlarının Hayat Hikayeleri Yılmaz Öztuna / Ötüken Yayınları

Tanzimat fermanı nedir
Sultan Abdülmecit zamanında, 1839′da Gülhane Hattıhümayunu adıyla anılan bir fermanla ilan edilen, yönetimi iyileştirme tasarısı ve bu iyileştirmenin yapıldığı dönem.

Tanzimat Fermanının İlan Sebepleri:
1)-Avrupalı Devletlerin iç işlerimize karışmasına engel olmak.
2)-Mısır ve Boğazlar konusunda Avrupalı Devletlerin desteğini kazanmak.
3)-Devleti ve toplumu demokratik bir yapıya kavuşturma isteği.

Tanzimat XIX. y.y.da Osmanlı Devleti’nde yapılan ıslahat için kullanılan bir tâbir olup, aynı zamanda bu ıslahatın yapıldığı devri ifade eder. Tanzimat Fermanı, Topkapı Sarayı’nın Gülhane bahçesinde okunup ilân edilmesinden dolayı diğer bir adı da Gülhane Hatt-ı Hümâyunu’dur.

 Tanzimat Fermanı Nedir
Tanzimât, Osmanlı İmparatorluğu’nda 1839 yılında Tanzimât Fermânı olarak bilinen Gülhane Hatt-ı Şerif-î’nin okunmasıyla başlayan modernleşme ve yenileşme döneminin adıdır Sözcük anlamı “düzenlemeler, reformlar” demektir Batı dillerinde genellikle Osmanlı Reformu (İng: the Ottoman Reform) deyimi kullanılmaktadır[1]

Tanzimât Dönemi 1876′da II Abdülhamit’in tahta çıkması ve Meşrutiyet’in ilânıyla sona ermiş kabul edilir Ancak genel anlamda Osmanlı Reformunun 1922′de Osmanlı Devletinin sona ermesine dek sürdüğü de söylenebilir

Tanzimât çağının önde gelen siyasi liderleri 1839-1855 döneminde Mustafa Reşit Paşa, 1850′lerin başından 1871′e kadar da Mehmed Emin Âli Paşa ve Keçecizade Fuat Paşa’dırFuat Paşa’nın 1868′de, Âli Paşa’nın 1871′de ölümünden sonra reform süreci krize girmiş ve uzun süren bir siyasi istikrarsızlık dönemi yaşanmıştır

Tanzimât’ın başlangıcı III Selim (1789-1807) veya II Mahmut (1808-1839) dönemine indirilebilir Birçok tarihçiye göre Yeniçeri Ocağı’nın 1826′da lağvı (Vaka-i Hayriye) reform hamlesinin asıl başlangıç noktasıdır

Tanzimat Fermanı Özellikleri 
•En önemli özelliği padişahın yetkilerini sınırlandırması ve kanunların her gücün üstünde
olduğunun ifade edilmesidir
•Tanzimat FermanıAnayasacılığıa Ve Demokrasiye (hukuk devletine, yani hukukun üstünlüğü esasına
dayanan devlet anlayışına)geçişin (Batılaşmanın) ilk aşamasıdır
•Bu fermanın hazırlanmasında halkın bir rolü ve baskısı yoktur Padişah Abdülmecit,

Mustafa Reşid
Paşanın telkiniyle Mısır meselesinde Avrupa devletlerinin desteğini kazanmak için bu fermanı ilan etmiştir. 

 Tanzimat Fermanı

Tanzimat devrini başlatan ferman (03 KASIM 1839) Abdülmecid çok genc yaşta Osmanlı tahtına geçtiği vakit (1832-1861), kendisini iki güç iş bekliyordu: Mehmet Ali Paşa meselesi Osmanlı devlet yönetimine yeni bir düzen veme ihtiyacı.

Abdülmecid’in salatanatının ilk günlerinde Osmanlı Ordusu Nizip’te Mısır kuvvetlerine yenildi. Bunun hemen ardından Firari Ahmed Paşa bütün Osmanlı Donanmasını Mehmet Ali Paşa’ya teslim etti. Böylelikle Osmanlı devleti bir anda ordusuz ve donanmasız kaldı. Yeni padişah devletin kilit noktalarına güvendiği adamları getirdi.Ancak bunların arasında en çok güvendiği hariciye nazırı Mustafa Reşit paşa idi. Reşit Paşa Londra ve Paris büyük elçilikleri yapmıştı. Avrupa devletlerinin Osmanlılara karşı güttükleri siyaset hakkında geniş ve gerceklere dayanan bilgileri vardı. Avrupa’da bulunduğu sıralarda Fransa’da ve İngiltere’de meşrutiyet rejimini yakından görmüştü. Bu iki devlet Avrupa’daki liberal ülkeler blokunu meydana getiriyordu. Avusturya, Rusya ve Prusya ise tanrı hakları sistemine bağlıydı. Bu devletler öteden beri Osmanlıların düşmanıydı. Liberal bloktaki İngiltere ve Fransa ise Osmanlı ülkesinin toprak bütünlüğüne taraftar görünüyordu. Bu yüzden bu iki ülkeyle anlaşmak ve böylece Osmanlı devletini güçlendirmek fikri Mustafa Reşit Paşaya yatkın geldi. Reşid Paşa, bu fikrinin Tanzimatı Hayriye ile gercekleşeceğine inanıyordu. Xvııı. yüzyılın ilk yarılarında başlatılmış olan yenilik ve ıslahat hareketi tamamlanmış olacaktı
Tanzimatı Hayriye bir hattı hümayun şeklinde ilan olundu. Topkapı sarayının Marmara tarafındaki bahçede, Gülhane meydanında Mustafa Reşit Paşa yüksekça bir kürsüye çıkarak hattı hümayunu bizzat okudu (3 kasım 1839) . Bu münasebetle yapılan törende Sultan Abdülmecid, bütün vezirler, ulema, devletin ileri gelen memurları, ermeni ve rum patrikleri, yahudi hahamı, esnaf teşkilatı temsilcileri, elçiler ve kalabalık bir halk topluluğu hazır bulundu. Gülhane Hattı Hümayunu adı ile tarihegeçen bu fermanın met ni şöyle özetlene bilir:

Osmanlı devleti, kuruluşundan beri şeriata bağlı ve kudretli bir devletti. Fakat yüz elli yıldan beri, eski kudret ve zenginliğin yerin güçsüzlük veyoksulluk aldı. Şer’I kanunlarla yönetilmeyen ülkelerin kalamayacağı açık bir gerçek olduğundan tahta çıktığımız günden beri bütün düşüncemiz sırf memleketi kalkındırmak noktasında toplamıştır. Oysa devletimizin coğrafi yeri, verimli toprakları ve halkın kabiliyeti dikkate alınırsa Tanrı’nın yardımı ile dilediğimiz şeylerin gerçekleşeceği ortadadır.bu sebeple bundan böyle:

1) Devletin ve ülkenin yönetimi için bazı yeni kanunlar konulması gerekli görülmüştür. Bu kanunların esasları , can güvenliği , ırz , namus ve mülkiyetin korunması verginin tayini vegereken askerin toplanması ve hizmet süresi gibi hususlarda toplanır. Şöyle ki:

a)Dünyada can , ırz ve namustan daha aziz bir şey yoktur. Kişi , onları tehlikede görürse yaradılışı nasıl olursa olsun onları korumak için mutlaka harekete geçer. Bunun ise devlet ve memlekete ne kadar zararlı olacağı açıkça bellidir. Buna karşı şu da bir gerçektir ki , insan canından ve namusundan emin olursa doğruluktan ayrılmaz , işi gücü ile uğraşarak sadece devlete , millete yararlı olur;

b)Mal güvenliği olmaz ise hiç kimse devletine , milletine ısınamaz , ülkenin kalkınmasına ilgi duymaz ve sürekli bir kaygı içinde yaşar.Oysa şu bir gerçektir ki , malını güvenlik altına alan bir kimse , kendi işiyle uğraşır , işini genişletmeye çalışır , kendisinde devlet ve millet için çaba harcama gücü çoğalır vevatan sevgisi artar;

c)Vergilerin belirli olmasına gelince, bir devlet ülkesini korumak için asker bulumdurmak, bunun içinde gerekli masrafı yapmak zorundadır. Bu maraf ise tebanın verdiği vergiler ile sağlanır. Vergilerin adilane ve iyi tespit edilmesi gerektir. […] Bundan sonra herkesin emlakine ve kudretine uygun bir vergi tayin olunacak , kimseden gücün den fazla vergi alınmayacak, devletin kara , hava ve deniz askeri masrafları ve dğer bütün masraflar kanunla belirlenmiş sınırlar içinde yapılıcaktır;

ç)Asker meselesi de önemli meselelerdendir. Meleketi korumak için asker vermek halkın borcudur. Ancak şimdiye kadar bölgelerin nüfus çoğunluğu göz önüne alınmayarak kiminden çok kiminden az asker istenmekte , bu durum zıraat ve ticareti aksatmaktaydı. Öte yandan asker olanların ömürlerinin sonuna kadar bu görevde kalmaları kendilerini ümitsizliğe düşmelerine , soy soptan yoksun kalmalarına sebebiyet vermekteydi. Bundan dolayı şimdiden sonra bölgeden usulü dairesindeve makul bir oranda asker alınacak, askerlik süresi dört-beş yıl ile sınırlandırılacaktır.

2) Bu nizami kanunlar yapılmadıkça, kuvvetlenme, huzur ve kalkınma mümkün olamaz. Bundan sonra suçluların davalarına herkes açık olarak bakılacak, kimse hüküm verilmeyecek kimse hakkında gizli veya açık idam ve zehirlenme cezası uygulanmayacaktır. Hiç kimse başkasının ırz ve namusuna el uzatmayacak ve herkes mal ve mülkünne tam bir serbestlik ile malik ve mutasarrıf olacaktır.Kimse kimsenin işine karışmayacaktır.Bir suçlunun mirasçıları onnu adına cezalandırılamayacak, suçlunun malı devlet tarafından müsadere edilerek mirasçılar haklarından mahrum bırakılmayacaklardır;

3) Tebamız müslümanların ve diğer milletlerin (dini cemaat) bu müsadelerden istinasız yaralanmaları için can, ırz, namus ve mülkiyet maddelerinde, şeriat hükümleri uyarınca bütün yurt halkına tarafımızdan tam garanti verilmiştir;

4) Başka konularda da oy birliği ile karar verilmesi gerektiğinden Meclis-ı Ahkam-ı Adliye üyeleri luzümu kadar çoğaltılacak, vükelâ, devlet ricali belirli günlerde burada toplanacak, herkes düşüncelerini hiç çekinmeden serbestçe söyleyecek, can ve mal emniyeti ile vergi konusunda gerekli kararlar alınacaktır. Öte yandan askeri tazminat (tazminat-ı askeriye) de Bab-ı Seraskeri Dar-ı Şûrasında görüşülüp gerekli kanunlar çıkarılacaktır. Her kanun karara bağlandığında, hattı hûmayunumuzla onaylanmak üzere tarafımızdan arz olunacaktır;

5) Şeriata uygun olan bu kanunlar, anacak din, devlet, mülk ve milleti kalkındırmak için korunacaktır. Bu prensibe aykırı hareket edilmeyeceği yolunda tarafımızdan and ve misak olunacak ve ayrıca Hırka-ı Şerif odasında bütün ûlema ve vûkelâ tanrı adına yemin edeceklerdir. Bu sebeple ûlema ve vûzerandan kim olursa olsun şer’i kanunlara uymayanlar, hatır- gönül ve rütbeye bakılmaksızın ceza göreceklerdir. Bunun için özel bir ceza kanunamesi düzenlenecektir. Şimdiki durumda bütün memurların maaşlaı yeterlidir, olmayanlarınki de ayarlanacaktır. Rüşvetin önüne geçilebilmesi için gerekli bütün tedbirler alınacaktır;

6) Açıklana husular, eski usulünü tamamen değiştirip yenileştirme demek olacağından, bu irade-ı şahnemiz İstanbul halkına ve bütün imparatorluk halkına ilân edilerek duyurulacağı gibi, dost devletlerin İstanbul’daki elçilerinede resmen bildirilecektir.
Huk. Gülhane hattı , hukuki yönden büyük önem taşır. Bir “otolimitasyon” (kendi kendini sınırlama) olan bu fermanla, padişah kendi yetkilerini sınırlamakta ve bundan sonra hareketlerinin takdir değil önceden konulan hukuk kuralları ile bağlı olacağını taahüd etmektedir. Fermanın muhtevası tetkik edilince güvenlik ve haklara ait garantilerle bunların gerçekleşebilmesi gayesini güden ceza ve usul prensiplerine ve idari ıslahatlarla ilgili birtakım tedbirlere rastlanır. Her derecedeki memurlar için, bu taahüdün müeyyidesi olarak ceza-ı müeyyideler vardır; padişah ise dini ve ahlaki bir müeyyide olan bir yeminle bağlıdır.

Kaburga kemiklerindeki ağrının nedenleri

Kaburgalarımız boynumuzla karın boşluğumuz arasında vücudumuzun öntarafında olan iskelet kemiği grubudur. hemen iki köprücük kemiğimizin altından başlayarak karın boşluğumuzda sona erer ve içerisinde akciğer ve kalp gibi organları barındırır. Her ne kadar kalp ve akciğeri korusa da kaburgalarımızın asıl görevi soluk alıp vermede akciğerlere yardımcı olmaktır. kaburga ince ve yassı kemiklerden oluşan birden fazla kemiğin bir araya gelerek oluşturduğu bir kemikler sistemidir. Bu kemikler vücudun ön kısmında göğüs kemiğine, vücudun arka kısmında ise sırt omurlarına bağlantı yapar.

Bütün bu yapı ve özellikleriyle kaburga vücudumuzdaki en önemli yapılardan birisidir. Kaburga değişik nedenlere bağlı olarak insanı rahatsız edecek belirtiler verir. Bu belirtiler;

Ağrıması,
İnsana sıkışıklık hissi vermesi,
Gerilmesi
şişmesi şeklinde sıralanabilir.

Kaburga ağrısı doğrudan kaburgadan meydana gelebildiği gibi dolaylı olarak da meydana gelebilmektedir.

Doğrudan kaburgadan meydana gelen kaburga ağrıları,

Kaburga kırıkları
Kaburga kemiği iltihabı(osteoartrit)
Kaburga kıkırdağında hasar
Romatoid artrit
Kaburga kaslarında “multibl myelom”
Osteoporoz şeklinde sıralanabilir.

Dolaylı yollardan kaburga ağrıları;Akciğer iltihabı

Pnömoni
Tüberküloz
Asbest maruziyeti
Akciğer kanseri
Kadınlarda göğüs kanseri
Ankisiyete(gerilim)
Sırt omurlarındaki bazı rahatsızlıklar.
iç organlarda meydana helen hastalıklar şeklinde sıralanır.

Kaburga ağrısından şikayetçi olursanız mutlaka bir iç hastalıkları(dahiliye) uzmanına görünmeniz gerekir. buradan sizi yönlendireceklerdir

illerde bulunan mahkeme türleri hakkında bilgi. Mahkeme türleri nelerdir?

 Hangi illerde hangi tür mahkemeler bulunuyor özellikleri

Her ilde farklı ve çeşitli mahkemeler bulunur. 
Mahkemeler ikiye ayrılır:
1 - Hukuk Mahkemeleri,
2 - Ceza Mahkemeleri.

Hukuk Mahkemeleri: Alacak, boşanma, miras, ev boşaltma, evlat edinme gibi dâvalara bakar.

Hukuk mahkemeleri şu bölümlere ayrılır:
1 - Sulh Hukuk Mahkemeleri (Bin liraya kadar alacak, nafaka, ev boşaltma dâvalarına bakar).
2 - Asliyle Hukuk Mahkemeleri (Bin liradan fazla alacak, boşanma dâvalarına bakar).
3 - Ticaret Mahkemeleri (Ticaret işlerinden çıkan dâvalara bakar).
4 - îş Mahkemeleri (İşçi ve işverenlerle ilgili dâvalara bakar).
5 - İcra Mahkemeleri (İcra takip işleri ile ilgili dâvalara bakar).

Ceza Mahkemeleri:

İşlenen suçlar, bir ceza vermeyi gerektiriyorsa, bu dâvalara Ceza Mahkemeleri bakar.

Ceza Mahkemeleri, şu bölümlere ayrılır:
1 - Sulh Ceza Mahkemeleri (Küçük suçlara bakar).
2 - Asliye Ceza Mahkemeleri (Sahte işlemler, hakaret gibi dâvalara bakar).
3 - Toplu Asliye Ceza Mahkemeleri: (Asliye ceza ile ağır ceza mahkemelerinin baktığı suçlar dışında kalan dâvalara bakar).
4 - Ağır Ceza Mahkemeleri (Cana, namusa, mala, devletin güvenliğine karşı suç işleyenlerin yargılandığı mahkemelerdir).

Askerî Mahkemeler:

Subay, asker ya da askerlikle ilgili kimseler tarafından işlenen askerlik suçlarına bakar. Asliye ceza Mahkemelerinde, Toplu Asliye Ceza Mahkemelerinde, Ağır Ceza Mahkemelerinde, yargıçlardan başka. Cumhuriyet Savcısı da bulunur. Cumhuriyet Savcısı, suç işleyenleri, Türk milleti adına davacı olarak takip eder.
Bu mahkemelerde, kendisine bir suçu îşlediği söylenen kimse sanık adını alır. Suçu, mahkeme kararı ile kesinleşirse, suçlu adını alır.

 

 

 

 

illerde ,bulunan ,mahkeme türleri ,hakkında,bilgi. İLE, İLGİLİ , KONUSUNDA, NEDİR NASIL, NİÇİN , AÇIKLAMA, Mahkeme türleri nelerdir? Hangi, illerde, hangi, tür ,mahkemeler,bulunuyor ,özellikleri,

İki rasyonel sayının farkı bulunurkeneksilen rasyonel sayı çıkan rasyonel sayının toplama işlemine göre tersi ile toplanır.

Örnekler:
*** 4/6 + 2/6 - 3/6 +10/6 = (4+2-3+10)/6=13/6

*** 2/7 + 5/3 - 7/4 + 1/5 - 3=?
bu işemde paydalar 7,3,5,4 ve 1 'dir. Bunların en küçük ortak katı 420'dir. Şimdi 2/7, 5/3, 7/4, 1/5 ve 3 kesirlerini sırasıyla 420/7, 420/3, 420/5, 420/4 ve 420/1 sayıları ile genişletelim. Bu takdirde işlemimizin sonucu

=120/420 + 700/420 - 735/420 + 84/420 - 1260/420=(120+700-735+84-1260)/420

=1071/420

Rasyonel Sayılarda Toplama İşlemi

a)Aynı işaretli iki rasyonel sayının toplama işlemi
Aynı işaretli iki rasyonel sayının toplama işlemi yapılırken ,rasyonel sayıların paydaları eşit değilse ,paydalar eşitlenir.Payların mutlak değerleri toplamı paya yazılır.Ortak payda,paydaya yazılır.toplamların ortak işareti,toplama ,işaret olarak verilir.

Tam sayılı kesirler toplanırken ,bu kesirler bileşik kesre çevrilerek toplama işlemi yapılır.

ÖR: +3 +7 +3 +35 +3 +38
5 1 5 35 3 5

b)Ters işaretli iki rasyonel sayının toplama işlemi
Ters işaretli iki rasyonel sayının toplama işlemi yapılırken, rasyonel sayıların paydaları eşit değilse eşitlenir.payların mutlak değerleri farkı alınır,paya yazılır.Ortak payda ,paydaya yazılır.toplam olan rasyonel sayının işareti ise,mutlak değeri büyük olan rasyonel sayının işaretidir.

ÖR: 1 2 1 20 24 15
3 5 4 60 60 60
+20+24+(-15)
60
+44+(-15)
60
29
60